www.bursadameydan.com
Siyasette ilginç bir o kadar düşündürücü detay, yapılan hizmetler rağmen siyasetçilerin birbirlerinden memnuniyetsiz olmalarıdır.
Aslında siyaset yaptığı ülkeyi yönetmeye talip olan siyasetçi,ülkenin menfaatlerini her şeyin üstünde tutarak,adaletli olmalı,güzel işleri de alkışlamayı öğrenmelidir.
Bu duygu ve düşünceleri kaybederek, sorunları şahsileştirerek, kendisine siyasi menfaat sağlamaya çalışan siyasetçilerin başarı oldukları tarih de görülmemiştir.
Hele takıntılı olanlar…
Tıpkı Porno kasetle başkanlık koltuğuna oturan Kılıçdaroğlu’nun bugün bile olayları şahsileştirdiği gibi…
Öfkeyi çantasında gezdirdiği gibi…
Aslında yenilmesi gereken en büyük düşman Öfke dir.
Demokrasilerde bir yerlere gelenlerin sorumluluğu sadece onları,oylarıyla oraya getirenlere karşı değildir.Ülke de yaşayan insanların tamamına karşı bir sorumluluk vardır.
Tabi ki ilkeli olmakta ayrı bir konu…
Bugün pek hatıra getirilmeyen hatta konuşulması dahi istenmeyen bir kavram ki, siyasi platformda ilkesizlik almış başını gidiyor.Siyasi başarısızlıklarının, beceriksizliklerinin,defalarca seçim yenilgilerinin faturasını anında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a kesmenin kolay yolunu seçenler buna örnek gösterilebilir.
Bir arkadaşım tarafında bana ulaştırılan okudukça bir iç muhasebesi yapmamızı gerektiren aşağıdaki kıssayı siz değerli okurlarımla paylaşmak istiyorum.
Hz. Ömer etrafındakilerle sohbet ederken, huzura üç genç girer.
Derler ki:
Ey halife, bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü.
Ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin.
Bu söz üzerine Hz. Ömer suçlanan gence dönerek:
Söyledikleri doğru mu? diye sorar.
Suçlanan genç der ki: Evet doğru. Bu söz üzerine Hz Ömer anlat bakalım nasıl oldu diye sorar. Genç anlatmaya başlar:
Ben bulunduğum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanım. Ailemle beraber gezmeye çıktık, kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi.
Affedersiniz hayvanlarımın arasında bir güzel atım var ki dönen bir defa daha bakıyor.
Hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyve koparmasına engel olamadım. Arkadaşların babası içerden hışımla çıkarak atıma bir taş attı, atım oracıkta öldü. Nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım, babası öldü. Kaçmak istedim fakat arkadaşlar beni yakaladı,durum bundan ibaret dedi.
Hz Ömer:  Söyleyecek bir şey yok, bu suçun cezası idam. Madem suçunu da kabul ettin dedi. Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:
Efendim bir özrüm var, diyerek konuşmaya başladı.
Ben memleketinde zengin bir insanım, babam, rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı.Gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım. Şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettiğiniz için Allah (CC) indinde sorumlu olursunuz, bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün içinde yerime birini bulurum.
Bunun üzerine Hz. Ömer der ki:
Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalır ki?
Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar, der ki:
Bu zat benim yerime kalır.?
Gencin gösterdiği o zat Hz. Peygamber Efendimizin (SAV) en iyi arkadaşlarından, daha yaşarken cennetle müjdelenen Amr Ibn-i As'dan başkası değildir. Hz. Ömer Amr'a dönerek:
Ey Amr, delikanlıyı duydun, der. O yüce sahabe de:
Evet, ben kefilim,? der ve genç adam serbest bırakılır.
Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur.
Medine'nin ileri gelenleri Hz. Ömer'e çıkarak gencin gelmeyeceği, dolayısıyla Amr Ibn-i As'a verilecek idam yerine maktulün diyetini vermeyi teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz derler.
Hz. Ömer kendinden beklenen cevabı verir der ki:
Bu kefil babam olsa fark etmez cezayı infaz ederim.
Hz Amr Ibn-i As ise tam bir teslimiyet içerisinde der ki:
Biz de sözümün arkasındayız.Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür.
Hz. Ömer gence dönerek derki: Evladım gelmeme gibi önemli bir nedenin vardı, neden geldin? Genç vakurla başını kaldırır ve (günümüz insanı için pek de önemli olmayan):
“AHDE VEFASIZLIK ETTI” demeyesiniz diye geldim der.
Hz. Ömer başını bu defa çevirir ve Amr Ibni As'a der ki:
Ey Amr, sen bu delikanlıyı tanımıyorsun, nasıl oldu onun yerine kefil oldun?
Amr Ibni As (Allah kendisinden ebediyen razı olsun), vakurla kanımızı donduracak bir cevap verir:
Bu kadar insanın içerisinden beni seçti. Ben de  İNSANLIK ÖLDÜ dedirtmemek için kabul ettim,? der.
Sıra gençlere gelir. Onlarda hep bir ağızdan derler ki:
Biz bu davadan vazgeçiyoruz.
Bu sözün üzerine Hz Ömer:
Biraz evvel babamızın kanı yerde kalmasın diyordunuz, ne oldu da vazgeçiyorsunuz? der.
Gençlerin cevabı daha dehşetlidir:
MERHAMETLİ İNSAN KALMADI' demeyesiniz diye Efendim?
Evet bu kadar yapılan hizmetlerden sonra, eleştiri yapılırken merhametli olmamız gerekmez mi?
Ne dersiniz?
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner123

banner124