BİLDİKLERİMİZ BUNALIMIMIZI GİDERMİYOR

Yaşıyoruz geldiği gibi, düşünüyoruz olmasına inandığımız gibi ve devam ediyoruz böyle olmalıymış
gibi…
Daha önce de yazmıştım düşünceler kişiden kişiye farklılık gösterir, yaşadığımız çevreden, ailemizden
aldığımız terbiyeden, yaşadığımız olaylardan kaynaklı herkesin anlayış ve algılaması ayrıdır. Örneğin
bir çiçek dediğimiz zaman, kafamızda bizde iz bırakan bir çiçeğin şekline gideriz. Tesadüf olarak denk
gelmez mi gelir ama sadece tesadüftür. Düşünelim iki kişi aynı mevzudan, aynı olayı yaşamış olsa
ikisinin de aynı pencereden bakması ya da aynı şekilde etkilenmesi mümkün müdür? Biri belki daha
az etkilenir, diğerinin daha uzun sürebilir. Biri unutur gider, diğeri durmadan kendine aynı üzüntüyü
yaşatır.
İşte burada en önemli nokta kendimize üzüntüleri yaşatma sürecimiz. Hayatımıza bakarsak geçmişte
yaşadığımız birçok mevzu bugünümüzü yani geleceğimizi etkiliyor. Hayatımızın bu şekilde
gitmeyeceğini ya da gitmesini istemediğimizi biliyoruz, zihnimizi boşaltmak için türlü uygulamalar
yapıyoruz, kişisel gelişim kitapları okuyor, uzmanları dinliyoruz da yaptıklarımız işe yaramıyor. Bunun
tek bir sebebi var YAŞANTI. Lafa gelince çok fazla konuşma var, ama hiç düşünmüyoruz ki bunların
uygulanabilirliği olsa bütün dünyanın çok mutlu olması gerekmez miydi? İşte yaşantı o yüzden gerekli,
örnek alınabilmesi için örnek davranış sergilemeli kişi, oturmasında, kalkmasında, duruşundan,
konuşmasından göstermeli kendini, mutlu bir hayatı garantilemesi için önce onun olumlu, olumsuz
olaylar karşısında etkilenmesi sıfır olmalı, sadece belirli zamanlarda değil her zaman gözleri ışıl ışıl
olmalı, anlık sinirlenmeleri olmamalı, sıkıntı, stresten kaynaklı rahatsızlıkları olmamalı, hayatında
bütün alışkanlıklarına hakimiyet kurabilecek güçte olması gerekmez mi? İşte aranan eğitimin sonucu
bunları barındıran bir eğitimciden geçmeli. Ama bunları böyle olmalı diye değil, doğal hali olduğu için
yapan. Zoraki yapılan her şey zamanla sıkıcı hale gelir.
Biz bildiğimizi zannediyoruz. Peki bildiğimizi uygulayamadığımızda gerçekten bildiğimiz anlamını
çıkarabilir miyiz? Bir kitapta okumuştum, “Bilmek uygulamak demektir” bunu hayatımızda ne kadar
gerçekleştirebiliyoruz? Artık uyanmanın vakti gelmedi mi? Hiçbir uygulamanın sonuç vermediği bu
dönemde gerçekten bu şekilde yaşayanları elimizden kaçırıyoruz. Bizler bilgi yüklersek kendimize,
daha iyi olacağımıza inanmışız. Şimdi hepsini bırakalım, sadece çekelim nefeslerimizi ve bizi yaratana
şükredelim. Teşekkür ederim kelimesini gün içinde mutlaka kullanıyoruz ama bizi bizde yaşatan gücü
unutuyoruz. Tek bir noktada vardır insanda yaşatanın gücü eğer sırtımızı ona dayarsak mutlu bir
hayat süreriz. Tabi bunun içinde bir eğitimci lazım adım adım yol gösterecek. Eğitimcim, Kişilik ve
Şahsiyet Eğitimcisi Erol Erbaş “Usta sizi beceriksizlik bağlarından, korkaklık bağlarından, umma,
bekleme, küsme, şüphe, tereddüt bağlarından hürleştirir. Usta, insana dönüş yollarındaki kapalı
yerleri temizler. Senin Ustaya vereceğin, senin sana dost olmandır” der. Hayatımızın bize güzellikleri
istersek getireceğini bilelim. Biz yeter ki kapılarımızı kapatmayalım.