Hayat ne kadar farklı, benim yaşam, hikayem sana seninki bana hiç benzemiyor. Yaşam, değişik
entrikalarla dolu olan, öykülerle devam ediyor.
Her gün yeni ve farklı bir macera, kah hüzün, kah acı, kah, kahkaha dolu. Gönül kahkaha dolu olanı
tercih ediyor tabiî ki, ama olmuyor, gördüğümüz örnekler, Yaradana şükretmemizi sağlıyor. Ne
demişler,” çok gezen mi bilir çok okuyan mı?”
Ne kadar gezersen gez, her gün başka bir olay, Sanırım bende çok geziyorum. Dün hastanede bir
kadınla tanıştım. Yılların yorgunluğu gözaltı morluklarında, her bir derin çizgide, yaşanmış yılların
izlerini hatırlatıyordu, hüzünle yüzüme baktı
–Sizde mi yalnızsınız,
Pek anlayamamıştım ve merakla sordum. Pardon tanışıyormuyuz? Belli belirsiz bir gülümseme ile,
yok ama, sağlık için sıra bekliyoruz da, ikimizde aynı yalnızlık içindeyiz, bak herkes çocuklarıyla
geliniyle veya torunuyla gelmiş. Herkesin yanında, kanından biri var oysa biz yalnızız. Küçükken, en
ufak rahatsızlıklarında, onları ellerinden tutup hemen bir doktora götürür, saatlerce sıra bekler,
gözlerinin içine bakardım, yine olsa yine, yaparım, hatta onun çocuklarına bile. Babası işten izin alır
koşarak gelirdi, Yüreği hüzünlü, ağzı dualı, bizler hep iyi bir anne, baba olmak için uğraştık, bir an
yalnız bırakmaz ayrılırsam, kaybederiz diye düşünürdük
Mütemadiyen konuşuyordu. Yaşlı gözleri, bazen Kara Bulutların boşalttığı bol yağmurlarla coşan
nehirleri anımsatıyor, belli ki taşmaya hazır. Onunla konuşmak beni maziye itti, gerçekten ne zordu
kısıtlı hastanelerde, sabahın köründe sıra beklemek, yeterli doktor sayısı bulunmayan sağlık
kuruluşları, yetersiz tıbbi cihazlar, merkez hastanelere sevkler ve tüm bunlar yetmiyormuş gibi uzun
eczane kuyrukları, ulaşım yetersizlikleri, eğitim eksikliği. Ama Bir sevgi bağı vardı, gelenek örf adet,
inanç büyüğe saygı, küçüğe sevgi vardı.
Çocuğunuzu kaybettiniz mi? Diye sordum
Hayır!. Yanında refakatçi olan hastaları, gördüm. Acaba ben iyi bir anne olamadım mı? Sizi de,
yalnız görünce. Dertleşmek istedim, diyerek devam etti. Eşimi kaybettim bir tek oğlum var
evlendirdim. Kolon kanseriyim, eşimden bir evim, vardı onu oğluma verdim. 67 yaşındayım yine
ailemden kalan biraz mal varlığım var, rahatsızlığım dolayısı ile oğlum ve gelinim beni istemediler
sığınma evine bıraktılar, ben orada mutluyum ama, kendimden bir parçanın hep eksikliğini hissediyor
onları özlüyorum. Ölmeden ailemden kalanları oğlumun üzerine yapıp onun gülen mutlu yüzünü
görmek istiyorum onlar beni ziyarete gelmiyor, eve gittiğimde evde olduklarını bilmeme rağmen
kapıyı açmıyorlar. Ben onlara her şeyimi verip helalleşmek istiyor” cennet annenin ayakları altındadır”
derler ya, ona hakkımın helal olduğunu söylemek istiyorum. Açsa da, açmasa da, onlara hakkım
helaldir. Bu koşuşan çocukları görünce onu hatırladım, şu ateşli çocuğun annesine sıkı sıkı sarıldığını
görünce duygulandım, benim Murat’ım da böyle sarılırdı, Bana yine sevgiyle sarıldığını görmek, onu
koklamak için, canımı verirdim, Hayat, çok acımasız.
Duygulandığımı görünce de, senide üzdüm kardeşim, hakkını helal et, sıram geldi, dedi ve tedavi için
uzaklaştı, donup kalmıştım. Hastane kapısında duygusaldım, eminim ki herkes öyledir. Anladım ki

hastanede yatan hastalık için giden herkesin yanında olmak gerek, en büyük hayır onlara destek
olmak ziyaretlerin insanları rahatlatacağını düşündüm.
Vay be dedim! Bin bir zorlukla büyüt tam ihtiyacın varken kapı dışarı edil. O BİR ANNE! Her şeye
rağmen amansız bir hastalığın eşinde inancı doğrultusunda acı çekmemesi için hakkını helal eden, BİR
ANNE…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.