www.bursadameydan.com
Osmanlı ekonomisini en iyi anlatan cümle “Ekmede yok, biçmede yok, yemede ortak Osmanlı”’dır.
Osmanlı’yı gerileme dönemine sokan en temel faktör Osmanlı ekonomisinin üretmeden ganimete
dayalı tüketimdir.
Bizans’ın gerilemesi ve Türkleri İpek ve Baharat yollarına hakim olması Avrupa2yı farklı arayışlara
girmesine yol açmıştır. Avrupa Çin ve Hindistan’a deniz yoluyla ulaşmaya çalışmıştır. Bunun üzerine
Amerika kıtası ve Avustralya kıtaları keşfedilmiş. Bunu üzerine XV. yy. başlarında ise Avrupa
ülkelerinde tüccar sınıf ortaya çıkmış, sanayi (özellikle dokuma) el sanatlarından ayrılmaya
başlamıştır. Bunun sonucunda tüccar sınıf düşüncelerini yansıtan Merkantilist düşünce gelişmiştir.
Merkantilizm, bir ülkenin zenginliğini ülkedeki altın ve gümüşten kaynaklandığını, bunun için lehte dış
ticaretle sağlanabileceğini ileri sürmüşlerdir. Bunun için feodalitenin yerine güçlü ulus devletlerin
varlığını savunmuşlardır. Çünkü lehte dış ticaret devlet müdahalesini gerekli kılar. Ayrıca deniz ticaret
filolarının güvenliklerini sağlamak için ülkelerin güçlü devlete ve donanmalara sahip olmasını zorunlu
kılmıştır.
Bu dönemde Osmanlı ise ülkede asıl önemli olanın ihtiyacı gideren malların olmasını yeterli gördüğü
için dış ticareti giderek liberalleştirmiş, yerli sanayi gelişmediği gibi var olan esnaf ve zanaat sahipleri
giderek fakirleşmiştir. Ayrıca;
 Son dönemdeki savaşlar
 Yeni ticaret yolları
 Sanayi devrimi
 Tarım gelirlerinin savaş finansmanında kullanılması
 Alınan dış borçlar ve etkin kullanılmaması
Osmanlı ekonomisin hızla bozulmasına yol açmıştır.
Osmanlı çöken ekonomisini kurtarmak için dış borç almak zorunda kaldı. 2. Abdülmecid döneminde
ilk defa Kırım savaşının finansmanı için 1854 yılında İngiltere’den dış borç aldı.
Çok kısa bir süre sonra ülke artan dış borçlarını ödeyemeyeceğini açıklayarak morataryum ilan
etmiştir. 
Osmanlı Maliyesi 1881 'de II. Abdülhamit döneminde yürürlüğe giren "Muharrem Kararnamesi'' ile
yabancı alacaklıları temsil eden beş ülke temsilcisi ve yerli alacakları temsil eden iki temsilciden
oluşan, Düyun-u Umumiye İdaresinin denetimi altına girmiştir. Bu dönemde Osmanlı'nın ekonomik
ve mali kaynaklarını denetim altına alan Düyun-u Umumiye İdaresi ikinci bir Maliye Bakanlığı gibi
uygulamada bulunabiliyordu. İdare, vergileme hakkını devletin elinden almış ve on civarında farklı
vergiyi doğrudan toplamaya başlamıştı.
Düyun-u Umumiye İdaresi, vergileme hakkını devletin elinden almış ve on civarında farklı vergiyi
doğrudan toplamaya başlamıştı.
Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyetine kalan dış borçlar Lozan anlaşması ile nasıl ödeneceği karara
bağlanmıştır. Ekonomik olarak Osmanlı’dan hiç bir şey kalmadığı gibi bir de onlardan kalan borçları
ödemek zorunda kaldık. Lozan antlaşmasıyla Kapitülasyon kaldırılır ve Duyun-u Umumiye son verildi.
Dış borçlar 1929 yılında taksitlendirilerek ödenmeye başlanması kararıyla çözülmüştür. Osmanlı’dan
kalan dış borçlar, 86,5 milyon liradır. Ancak bu miktar 1928 yılında cemiyet-i akvam tarafından
düzenlenerek 8 milyon altın lira ödenmesi karara bağlanmıştır. Ödeme 1933’de başlamış son ödeme
1954 yılında yapılmıştır.
Borçla yaşamını devam ettirmek ayaklarını yiyerek karnını doyurmaya benzer. Dış borçlar sadece
ekonomik bağımlılığı değil siyasi bağlılığa da neden olur.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner92