Ak Parti teşkilatlarında başlayan değişimin, Belediyelerde de devam edeceği söylentilerinin  ardından, siyasetteki oynak zemin harekete geçti…
Dedikodunun dozu o kadar yükselmiş ki, kim kimin adamı,kim kiminle kol kola yürüyor,kim kimin altından koltuğu çekti,kim kime ihanet etti tartışmaları gündeme oturmuş,izleyici sayısı sürekli artıyor.
Gelişmeleri ağzı açık izleyen siyaset tüccarlarının bile ağzı açıkta kalıyor.
Herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyor.
Gelişmelere Bursa düzleminde baktığımızda da durum farklı değil.
Ak Partinin basiretsiz İl yönetiminin görevden uzaklaştırılarak, Ayhan Salman ve ekibinin iş başına getirilmesiyle, en azından dedikodu imalathaneleri kapatıldı.
İlçe yönetimlerde revizyona gidilecek ti ki, Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’nin istifası gündeme getirildi. Gerçi Başkan Altepe tüm bu iddialara sosyal medya üzerinden cevap vererek kesin bir dille yalanlamasına rağmen, bugüne kadar tartışmaların önüne geçilmiş değil.
Söz konusu tartışmaları kişiselleştirmek isteyen siyaset deccalları, bırakın yalan söylemeyi, bırakın insanlara çamur atmayı,hakarete varan suçlamalarla olayları farklı boyutlara çekmenin derdine düşmüş.
İşin  en ilginç yanı,harekete geçen isimlerde Altepe’nin  “yol arkadaşlarım” dediği yakın arkadaşları…
Üzücü değil mi?
Kızını, zengin bir aile çocuğuyla evlendirmiş bir baba düşünün...
Her şey çok güzel...
Bir gün damat bey kaza geçiriyor ve sandalyeye mahkûm oluyor. Doktorun raporu acı gerçeği haber veriyor; ömür boyu sandalye mahkûmiyeti...
Bu haberden üç gün sonra baba kızını geri çağırıyor. "Gel artık, sen o evde kalamazsın." Yani güneşli havayı seven bir arkadaşlık hikâyesi...
Güneş  batıyor, arkadaşlık bitiyor...
Bu olay maalesef yaşanmış binlerce acı hikâyeden biri.Sandalyeye mahkûmiyetin değil, vefasızlığın kahrettiği bir tablo...
Allah kimsenin başına vermesin...
Siyasette de durum böyledir.
Sonucu düşünmeden adım atanlar,kimlerle yol arkadaşlığı yapılması gerektiğinin hesabını iyi yapamayanlar ne yazık ki farklı bir tabloyla karşı karşıya kalabiliyor.
Her hikâye elbette böyle değildir.
Kaza geçiren ve sandalyeye mahkûm olan nişanlısı için verdiği sözden dönmeyip kendisini bir vefaya mahkûm eden insanlara ne demeli...
Onlar insanlığın yüz akları...
İnsan onurunun yüz akları...
Vefanın yüz akları...
Bunlardan da bu memlekette çok var.
İstanbul'da yaşayıp; "Bu şehirde iki olabilmek için neler vermezdim ki ..." diyen bir düşünürün arkadaş yalnızlığı, belki de arkadaş vefasızlığı daha güzel nasıl anlatılabilir?
On beş milyonun içinde yaşanan yalnızlık...
Şairin; "Bir dost bulamadım gün akşam oldu" dediği yalnızlık bu olsa gerek...
Sevgili okurlar; İnsanın hamurunda sevgi, korku, menfaat, vefa hep bir arada yaratılmıştır.
Bunlardan sevgi ve vefayı ön planda tutan insanları bir kez daha selamlıyorum.
İnsanlık; adam gibi bir arkadaşlık istiyor.
Menfaatlerden uzak, insanî vefanın gereği olan arkadaşlığı istiyor...
Menfaat üzerine kurulan arkadaşlığı istemiyor.
Arkadaşlık ve dostluklardaki vefasızlığı "ihanet" kabul eden düşünürler de olmuştur.
Hanımını veya beyini, hastalandığından ve sandalyeye mahkûm olduğundan dolayı terk ediş, vefasızlıktan da öte bir ihanet değil midir?
"ihanet" olarak tanımladığı vefasızlığı sigarasıyla paylaşmak zorunda kalan bir düşünür şöyle diyor:"Ey sigaram; zehir de olsan insanların ihaneti kadar acı değilsin." 
Bu memlekete o kadar çok ihanet eden oldu ki;
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ne demek isteğini sanırım birileri şimdi daha iyi anlamıştır..
Fazla  söze ne hacet. 
 
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner78