Çok enteresan bir dönemden geçiyoruz ki, tabloya baktığımızda bu kentin asıl sorunu aslında imkansızlar değil, her alanda ahlakın ve şefkatin emrinde adam gibi adamların giderek azalmasıdır.
Yaşananlar, ya da tanıklık ettiğimiz yaşantılar birer ibret vesikası olarak hafızalarda yerini alırken, aslında kaypaklık yapanların bir süre sonra kaybolup gitmeyeceğini kimse garanti edemez. İçlerinde bulunan para aşkı bile onları girdikleri bataklıktan kurtaramayacak.
Öylede oluyor…
Öylede olacak
Bu nedenle siz siz olun;
1. Menfaatini her şeyin önünde tutan
2. Vefasız olan
3. Yalan konuşmaktan çekinmeyen
4. Sözünde durmayan
İki yüzlü riyakar insan müsveddelerinden uzak durmaya çalışın…
 
Oysa misafir olduğumuz bu kainatta söz vermenin erdemliliğini taşıyamayanlar, kıvıranlar ya da kıvırttıran insan müsveddelerinin hiçbir zaman ömürleri uzun olmamış Bursa’da ki tarihin derinliklerinde kaybolup gitmişlerdir.
Bu kişilerin kim ya da kimler olduklarının bu saatten sonra önemi yoktur.
Hüznümüzün içimizde biriktirdiği tortu, bugün paylaşılmaktan çok ama çok uzaktır. Hassasiyetimizin kaynağında her hangi bir koku bulunmadığı da açıktır.
Benim ifade etmek istediğim;
Basiretli işadamları, yöneticiler yaptıkları icraatlarda, basit hatalar yaparsa, çoğunlukla birilerine çok basit bir ifadeyle “meze” olur.
Birçok yerde kendini gösteren çürüme kuşkusuz, onların oturdukları koltukları da kökünden sallayarak onları geri dönülmez bir yolun yolcusu yapar.
İçinde bulunduğumuz sosyal ilişkiler “doğru ve yanlış” sübjektifi üzerinde yürümektedir ve neden “doğru”, neden “yanlış” olduğu konusunda bir fikir birliğine varılmadığı sürece mutlaka ama mutlaka sıkıntılar yaşanacaktır.
Risk almaktan korkmayan şahsiyetlerin, müteşebbis yöneticilerin başarılarına gölge düşürmek için icat ettikleri psikolojik savunma yöntemi olan cahil cesaretli tavır ve söylemler, nihayetinde kendilerine dönüş yapacaktır.
Birileri bugün bu ifadeleri sadece uyarı olarak kabul edebilir.
Yaşanacakları, cahil cesaretindeki bir insan bilmiyor olabilir.
Hayatını da hep iyi bir dalgıç olma felsefesi üzerine kuranlar, en büyük vurgunu yiyinceye kadar hayatı sadece kendilerinden ibaret zannedenlerdir.
Ama gerçek yüzleri zamanla çıkıyor.
Yağmur bulutlarının arkasına saklanmak çözüm olmaktan çıkmıştır günümüz Türkiye’sinde.
Göstermelik eylemlerin ardında hangi art niyetler saklıdır; kimin niyetine niyaz güzelliğinde dualar girmiştir biliyoruz.
Kimden kime, hangi yoldan bilgi ve duygu akar; kimin eli kimin cebindedir, biliyoruz…
Herkes biliyor herkes…
Yazımızı Abdürrahim Karakoç’un şu ifadeleriyle bitirelim:
“Dünya kısa,
hesap yakın,
edepsizliği bırakın”


 
 
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner78