Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) bünyesinde, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü vesilesiyle Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Celalettin Yanık, "Kolektif Şuurun Gecesi: 15 Temmuz" başlıklı bir konferans gerçekleştirdi.
Haber Giriş Tarihi: 15.07.2026 16:43
Haber Güncellenme Tarihi: 15.07.2026 16:45
Kaynak:
Haber Merkezi
https://bursadameydan.com/
Etkinlikte, 15 Temmuz’u sadece saf bir askeri darbe teşebbüsü olarak yorumlamanın olayın derin sosyolojik boyutunu ve toplumsal dinamiklerini göz ardı etmek anlamına geleceğini belirten Yanık, konunun yapısal çerçevesini çözümleyen üç temel tez ileri sürdü.
MEKANİK DARBE ANLAYIŞI VE AKIŞKAN TOPLUM GERÇEĞİ
Prof. Dr. Celalettin Yanık, ilk tezi olarak sürecin sadece devlet imkânlarını kullanan habis bir yapının mekanik eylemi ya da hiyerarşik bir askeri müdahale mantığıyla açıklanamayacağını savundu. Darbeci zihniyetin hiyerarşik ve nekropolitik bir yaklaşımla, sadece TRT binası gibi stratejik noktaları ele geçirerek kitleleri ve dijital ağları kontrol edebileceğini sandığını dile getiren Yanık; Türkiye'nin bu statik, klasik yapıyı çoktan aşmış akışkan toplumsal gerçeğinin ve kurumsal yapısının söz konusu hiyerarşik planı akamete uğrattığını ifade etti.
SİVİL DİRENİŞİ ATEŞLEYEN KOLEKTİF DUYGU BULAŞMASI
İkinci tezinde kalkışmanın kaderini değiştiren asıl unsurun, rasyonel seçim teorileriyle açıklanamayacak bir "duygulanımsal bulaşma" olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Celalettin Yanık, sivil direnişin psikolojik dönüşüm sürecini aktardı. Sürecin başında hissedilen kolektif korkunun, meydanlarda ve dijital mecralarda paylaşılarak kısa sürede ortak bir öfkeye ve tarihi bir başkaldırıya dönüştüğünü belirten Yanık; bu hareketin ideolojik kimliklerin üstünde bir dayanışma ürettiğine dikkat çekti. Konuşmasında dönemin Meclis Başkanı İsmail Kahraman liderliğinde tüm siyasi partilerin bombalar altında Meclis'te sergilediği kararlı duruşa da değinen Yanık, bu birlikteliği ortak duygusal bulaşmanın ve milli egemenliğin en somut tezahürü olarak niteledi.
DİJİTAL TEHDİTLERE KARŞI KURUMSAL TEYAKKUZ
Üçüncü ve son tezinde modern tehditlerin boyut değiştirerek dijital alana kaydığına dikkat çeken Prof. Dr. Celalettin Yanık, 2016'dan bugüne bakıldığında yaşananların tarihsel bir hatıradan çok daha fazlasını ifade ettiğini hatırlattı. Menfur saldırıyı gerçekleştiren odakların dijital mecralarda hala aktif olduğunu ve vesayet arayışlarını artık "hibrit savaşlar" ile toplum mühendislikleri üzerinden yürüttüklerini belirten Yanık, bu siber tehditlere karşı sivil hareketin ve kurumsal uyanıklığın kesintisiz sürmesi gerektiğini vurguladı. Aynı acı tecrübeleri bir daha yaşamamak adına tüm kurumların yeni nesil savaşlara karşı her daim teyakkuzda olması gerektiğini söyleyen Yanık, o gece üretilen kolektif toplumsal hafızanın gelecek kuşaklara titizlikle aktarılmasının milli egemenliğin korunmasında hayati rol oynadığını belirterek sözlerini tamamladı.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
15 Temmuz BUÜ’de konuşuldu
Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) bünyesinde, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü vesilesiyle Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Celalettin Yanık, "Kolektif Şuurun Gecesi: 15 Temmuz" başlıklı bir konferans gerçekleştirdi.
Etkinlikte, 15 Temmuz’u sadece saf bir askeri darbe teşebbüsü olarak yorumlamanın olayın derin sosyolojik boyutunu ve toplumsal dinamiklerini göz ardı etmek anlamına geleceğini belirten Yanık, konunun yapısal çerçevesini çözümleyen üç temel tez ileri sürdü.
MEKANİK DARBE ANLAYIŞI VE AKIŞKAN TOPLUM GERÇEĞİ
Prof. Dr. Celalettin Yanık, ilk tezi olarak sürecin sadece devlet imkânlarını kullanan habis bir yapının mekanik eylemi ya da hiyerarşik bir askeri müdahale mantığıyla açıklanamayacağını savundu. Darbeci zihniyetin hiyerarşik ve nekropolitik bir yaklaşımla, sadece TRT binası gibi stratejik noktaları ele geçirerek kitleleri ve dijital ağları kontrol edebileceğini sandığını dile getiren Yanık; Türkiye'nin bu statik, klasik yapıyı çoktan aşmış akışkan toplumsal gerçeğinin ve kurumsal yapısının söz konusu hiyerarşik planı akamete uğrattığını ifade etti.
SİVİL DİRENİŞİ ATEŞLEYEN KOLEKTİF DUYGU BULAŞMASI
İkinci tezinde kalkışmanın kaderini değiştiren asıl unsurun, rasyonel seçim teorileriyle açıklanamayacak bir "duygulanımsal bulaşma" olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Celalettin Yanık, sivil direnişin psikolojik dönüşüm sürecini aktardı. Sürecin başında hissedilen kolektif korkunun, meydanlarda ve dijital mecralarda paylaşılarak kısa sürede ortak bir öfkeye ve tarihi bir başkaldırıya dönüştüğünü belirten Yanık; bu hareketin ideolojik kimliklerin üstünde bir dayanışma ürettiğine dikkat çekti. Konuşmasında dönemin Meclis Başkanı İsmail Kahraman liderliğinde tüm siyasi partilerin bombalar altında Meclis'te sergilediği kararlı duruşa da değinen Yanık, bu birlikteliği ortak duygusal bulaşmanın ve milli egemenliğin en somut tezahürü olarak niteledi.
DİJİTAL TEHDİTLERE KARŞI KURUMSAL TEYAKKUZ
Üçüncü ve son tezinde modern tehditlerin boyut değiştirerek dijital alana kaydığına dikkat çeken Prof. Dr. Celalettin Yanık, 2016'dan bugüne bakıldığında yaşananların tarihsel bir hatıradan çok daha fazlasını ifade ettiğini hatırlattı. Menfur saldırıyı gerçekleştiren odakların dijital mecralarda hala aktif olduğunu ve vesayet arayışlarını artık "hibrit savaşlar" ile toplum mühendislikleri üzerinden yürüttüklerini belirten Yanık, bu siber tehditlere karşı sivil hareketin ve kurumsal uyanıklığın kesintisiz sürmesi gerektiğini vurguladı. Aynı acı tecrübeleri bir daha yaşamamak adına tüm kurumların yeni nesil savaşlara karşı her daim teyakkuzda olması gerektiğini söyleyen Yanık, o gece üretilen kolektif toplumsal hafızanın gelecek kuşaklara titizlikle aktarılmasının milli egemenliğin korunmasında hayati rol oynadığını belirterek sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BÜLTEN)
En Çok Okunan Haberler