Biz çocukken büyüklerimiz canavarlı hikâyeler anlatırlardı. Bizi korkuturlar, gece yalnız yatağa gitmeye korkardık bu hikâyeleri dinledikten sonra. Aman çocukluk işte. Büyüyünce anladık ki canavar diye bir şey yokmuş. Eskilerin bizlere anlattıkları hikâyelermiş meğerse hepsi. Tam artık büyüdük korkmaya gerek yok diye yazacaktım ama; ama hala var. Enflasyon canavarı var. Cebimizdeki parayı silip süpüren, bizi yoksulluğa sevk eden, bazen ailemizin, çoluk çocuğumuzun karşısında boynumuzu eğdiren bir canavar var. Fiziki olarak görünmese de, o kadar net kendini hissettirmekte ki, yok öyle bir canavar diyemiyorsun.
Hani bizler küçükken şöyle bir tekerlemeyle başlardı hikâyeler;
Bir varmış, bir yokmuş. Eski zamanlarda bir canavar köy halkının tek su kaynağı köyün su kuyusunu zapt etmiş. Korkudan köyden kimse gidip kuyudan su alamıyormuş. Herkes canavardan korktuğu kadar aynı zamanda susuzluktan ciddi sıkıntı yaşamaya başlamışlar.
Evet, hikâyenin tamamını anlatmayacağım tabii ki de, niyetim sadece bize anlatılan hayali canavarla, enflasyon canavarının birbirlerine ne kadar çok benzediği. Öyle değil mi? Gerisini hayal etmek sizden.
O su kuyusunu, bizim ülke hazinemiz olarak alabilir miyiz ? Köylüleri de bu ülkenin halkı yani vatandaşlarımız. Bu canavarda; akışkan bir yapıya sahip her türlü ihtiyacımızı karşıladığımız para’ya ulaşmamızı engelleyen sebepler yani enflasyon canavarı olabilir mi ? Bence olur tabi ki. Ee birde köylülerle canavarın arasını yapıp, halkın mutlu olmasını sağlayan hikayenin kahramanı bir keloğlan olması gerekmiyor mu ?
Hikayenin sonu her zaman mutlu biterdi. Keloğlan sorunu ince zekâsıyla çözüverirdi. Bizde mutlu olurduk. Halk kahramanı bir tanem. Çözer tabii ki. Bu hikayenin keloğlanı da çözebilecek mi bakalım.
Her birimiz ülke ekonomisindeki sıkıntıları takip ederken tüm ülke halkı birer ekonomist olduk çıktık. Fakülte bitirmeye gerek kalmadan. Köy kahvesindeki appalar ( dedeler ) bile ne çözümler buluyor ekonomimize bir bilseniz, bir dinleseniz.
Bir gün bir partinin genel başkanı sormuştu bana, bu kadar işin içerindesiniz siz bu enflasyon olayını çözebilir misiniz diye. Hayır dedim. İşin içerisinde insan faktörü varsa o iş çok zor. Sorunu çözmek her zaman sorunu tanımlamaktan çok daha zordur. Olayı tanımlarsın ama çözüm için sabırlı, liyakatli ve çok iyi ekonominin dilini bilen insan olman gerekir. Bazı önerilerimiz var elbette.
Benimde ekonomimizi refaha ulaştıracak çalışmalarım var. Bunları sizlerle paylaşmak isterim.
Tezimin ana başlığı ‘’ Devletimiz tarafından desteklenmiş dayanışmacı toplum modeli: ‘’
Devletimiz öncelikli olarak kontrolü altındaki fiyatları yani harçları, elektrik, doğalgaz, mazot ve bazı ürünlerin girdi fiyatlarını minimize ederek kontrol altında tutmalı. Düşük gelirli vatandaşlarımızın enflasyon canavarından korunabilmesi için zorunlu giderler sübvansiyon edilmeli. Devletin desteği olmaz ise halk bu yükün altından katiyen kalkamaz. Ve insanımız cidden bu yükün altında eziliyor. Özellikle kullandığımız elektrik ve mazot gibi girdiler özel sektörün inisiyatifine bırakılmamalı çünkü şirketler kar amacı güden faaliyetlerdir. Onların bütün derdi daha fazla kar etmektir. Halkımız onların eline kesinlikle bırakılmamalı. Bu şirketlerin kamulaştırılması zaruridir.
Döviz cinsinden özel sektör ile yapılan on beş – yirmi yılı bulan geçiş garantili köprü ve yolların ülkemizin maliyesi lehine anlaşmalar yaparak aşırı zamların önüne geçecek politikaların oluşturulması gerekmektedir. Aksi taktirde ihaleyi alan şirketleri zengin ederken geçim sıkıntısı içerisindeki halkımızın cebindeki parayı har vurup harman savurmuş oluruz.
Aynı zamanda bildiğiniz üzere üç harfli marketlerimiz şubelerine yeni şubeler eklerken, kazançlarına daha büyük kazançlar büyük karlar ederken fakirleştirilmiş halkımız çok zor şartlar altında geçim mücadelesi vermektedir. Devletimiz mutlaka bu firmalar ürün etiketlerini bir süreliğine dondurma ve kar marjlarını düşürme konularında görüşerek sabit gelirli vatandaşların sabit fiyatlar ile temel gıdalarını almaları sağlanmalıdır.
Ben inanıyorum. Devletimizin başındaki başkanlarımız bu işe el attığında çok kolay çözülebilir bir meseledir. Ve mutlaka denetlemeler eksiksiz yapılmalıdır.
Sıkı maliye politikası başlığı ile personel alımının minimum seviyeye çekilmesi, en azından liyakatsiz kişilerin hatır gönül işiyle işe alınmamalıdır. Devletimizin giderleri kontrol altında tutulabilmelidir.
Varlıklı vatandaşlarımız için mutlaka varlık vergisi getirilmelidir. Sonuç olarak enflasyon sınıfsal bir vergidir ve en fazla zararı fakirleştirilen sabit maaşlı halkımız görür.
Bir evi olan vatandaştan minimum vergi alınırken fazla evi olanlardan çok daha yüksek vergiler alınmalı. Adalet sağlanmalıdır.
Vergi müfettişlerinin sayısı arttırılarak her sene zarar gösteren ya da boş beyanname gönderen bütün firmalar tek tek incelemeye tabi tutulmalıdır.
Yazacak çok şey var ama yazacak yerimiz bu kadar . Tekrar görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Bahri PALAS
Enflasyon canavarı…
Biz çocukken büyüklerimiz canavarlı hikâyeler anlatırlardı. Bizi korkuturlar, gece yalnız yatağa gitmeye korkardık bu hikâyeleri dinledikten sonra. Aman çocukluk işte. Büyüyünce anladık ki canavar diye bir şey yokmuş. Eskilerin bizlere anlattıkları hikâyelermiş meğerse hepsi. Tam artık büyüdük korkmaya gerek yok diye yazacaktım ama; ama hala var. Enflasyon canavarı var. Cebimizdeki parayı silip süpüren, bizi yoksulluğa sevk eden, bazen ailemizin, çoluk çocuğumuzun karşısında boynumuzu eğdiren bir canavar var. Fiziki olarak görünmese de, o kadar net kendini hissettirmekte ki, yok öyle bir canavar diyemiyorsun.
Hani bizler küçükken şöyle bir tekerlemeyle başlardı hikâyeler;
Bir varmış, bir yokmuş. Eski zamanlarda bir canavar köy halkının tek su kaynağı köyün su kuyusunu zapt etmiş. Korkudan köyden kimse gidip kuyudan su alamıyormuş. Herkes canavardan korktuğu kadar aynı zamanda susuzluktan ciddi sıkıntı yaşamaya başlamışlar.
Evet, hikâyenin tamamını anlatmayacağım tabii ki de, niyetim sadece bize anlatılan hayali canavarla, enflasyon canavarının birbirlerine ne kadar çok benzediği. Öyle değil mi? Gerisini hayal etmek sizden.
O su kuyusunu, bizim ülke hazinemiz olarak alabilir miyiz ? Köylüleri de bu ülkenin halkı yani vatandaşlarımız. Bu canavarda; akışkan bir yapıya sahip her türlü ihtiyacımızı karşıladığımız para’ya ulaşmamızı engelleyen sebepler yani enflasyon canavarı olabilir mi ? Bence olur tabi ki. Ee birde köylülerle canavarın arasını yapıp, halkın mutlu olmasını sağlayan hikayenin kahramanı bir keloğlan olması gerekmiyor mu ?
Hikayenin sonu her zaman mutlu biterdi. Keloğlan sorunu ince zekâsıyla çözüverirdi. Bizde mutlu olurduk. Halk kahramanı bir tanem. Çözer tabii ki. Bu hikayenin keloğlanı da çözebilecek mi bakalım.
Her birimiz ülke ekonomisindeki sıkıntıları takip ederken tüm ülke halkı birer ekonomist olduk çıktık. Fakülte bitirmeye gerek kalmadan. Köy kahvesindeki appalar ( dedeler ) bile ne çözümler buluyor ekonomimize bir bilseniz, bir dinleseniz.
Bir gün bir partinin genel başkanı sormuştu bana, bu kadar işin içerindesiniz siz bu enflasyon olayını çözebilir misiniz diye. Hayır dedim. İşin içerisinde insan faktörü varsa o iş çok zor. Sorunu çözmek her zaman sorunu tanımlamaktan çok daha zordur. Olayı tanımlarsın ama çözüm için sabırlı, liyakatli ve çok iyi ekonominin dilini bilen insan olman gerekir. Bazı önerilerimiz var elbette.
Benimde ekonomimizi refaha ulaştıracak çalışmalarım var. Bunları sizlerle paylaşmak isterim.
Tezimin ana başlığı ‘’ Devletimiz tarafından desteklenmiş dayanışmacı toplum modeli: ‘’
Devletimiz öncelikli olarak kontrolü altındaki fiyatları yani harçları, elektrik, doğalgaz, mazot ve bazı ürünlerin girdi fiyatlarını minimize ederek kontrol altında tutmalı. Düşük gelirli vatandaşlarımızın enflasyon canavarından korunabilmesi için zorunlu giderler sübvansiyon edilmeli. Devletin desteği olmaz ise halk bu yükün altından katiyen kalkamaz. Ve insanımız cidden bu yükün altında eziliyor. Özellikle kullandığımız elektrik ve mazot gibi girdiler özel sektörün inisiyatifine bırakılmamalı çünkü şirketler kar amacı güden faaliyetlerdir. Onların bütün derdi daha fazla kar etmektir. Halkımız onların eline kesinlikle bırakılmamalı. Bu şirketlerin kamulaştırılması zaruridir.
Döviz cinsinden özel sektör ile yapılan on beş – yirmi yılı bulan geçiş garantili köprü ve yolların ülkemizin maliyesi lehine anlaşmalar yaparak aşırı zamların önüne geçecek politikaların oluşturulması gerekmektedir. Aksi taktirde ihaleyi alan şirketleri zengin ederken geçim sıkıntısı içerisindeki halkımızın cebindeki parayı har vurup harman savurmuş oluruz.
Aynı zamanda bildiğiniz üzere üç harfli marketlerimiz şubelerine yeni şubeler eklerken, kazançlarına daha büyük kazançlar büyük karlar ederken fakirleştirilmiş halkımız çok zor şartlar altında geçim mücadelesi vermektedir. Devletimiz mutlaka bu firmalar ürün etiketlerini bir süreliğine dondurma ve kar marjlarını düşürme konularında görüşerek sabit gelirli vatandaşların sabit fiyatlar ile temel gıdalarını almaları sağlanmalıdır.
Ben inanıyorum. Devletimizin başındaki başkanlarımız bu işe el attığında çok kolay çözülebilir bir meseledir. Ve mutlaka denetlemeler eksiksiz yapılmalıdır.
Sıkı maliye politikası başlığı ile personel alımının minimum seviyeye çekilmesi, en azından liyakatsiz kişilerin hatır gönül işiyle işe alınmamalıdır. Devletimizin giderleri kontrol altında tutulabilmelidir.
Varlıklı vatandaşlarımız için mutlaka varlık vergisi getirilmelidir. Sonuç olarak enflasyon sınıfsal bir vergidir ve en fazla zararı fakirleştirilen sabit maaşlı halkımız görür.
Bir evi olan vatandaştan minimum vergi alınırken fazla evi olanlardan çok daha yüksek vergiler alınmalı. Adalet sağlanmalıdır.
Vergi müfettişlerinin sayısı arttırılarak her sene zarar gösteren ya da boş beyanname gönderen bütün firmalar tek tek incelemeye tabi tutulmalıdır.
Yazacak çok şey var ama yazacak yerimiz bu kadar . Tekrar görüşmek üzere. Hoşçakalın.