Diyerek TUİK’ in açıklamış olduğu işsizlik rakamlarını ve işsizlik oranlarının ardındaki benim daha ciddi bir sorun olarak gördüğüm ülkemizdeki işsiz kategorisinde olmayan ama potansiyel işsiz olarak nitelendirdiğim kesimi de dikkatlerinize sunarak ilginizi buraya çekmeye çalışacağım.
TUİK Nisan 2026 dönemine ilişkin iş gücü istatistiklerini açıkladı. 15 ve 24 yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2026 yılı Nisan ayından bir önceki aya göre beş bin kişi azalarak iki milyon sekiz yüz altmış sekiz bin kişi olduğunu bildirdi. Gerçekten düz mantık ile okuyunca sevindirici bir haber. Elbette ki, devletini seven bir fert olarak, bak işsizlik bir takım çabalar ve devletimizin teşvikleriyle düşme eğiliminde diye mutlu oluyoruz.
Ama acaba gerçekten sevinmeli miyiz. Karamsar bir tablo çizmeden kafamdan geçen olumsuzlukları sizlerle paylaşmak istedim. Acaba bana katılır mısınız.
Bir muhasebe ofisi işletiyorum ve üç tane sigortalı arkadaş ofisimde çalışıyor. Bunlardan bir tanesi benim oğlum. Uludağ üniversitesinde yüksek lisansını yapmış. Diğer ikisi de üniversite mezunu kişiler. Asgari ücret düzeyinde maaş veriyorum. Çünkü bir personelin bana maaşı yemek, SSK ve diğer ikramlarım ile birlikte en az elli bin TL. Toplam da bir yekûn tutuyor. İmkanlar bu kadar.
Bu çalışan arkadaşlarımızın bir sigortalı, maaşlı işi olup çalışıyor olmalarından ötürü işsiz oranlarına ilave edilmiyorlar. Onlarda daha iyi şartlarda iş bulamadıklarından dolayı benim ofisinde olmaktan mutlular. Lakin ben onlarında birer potansiyel işsiz olduklarını buradan söyleyebilirim.
Bir düşünün ki devlet kendi çalışanlarına en az altmış bin lira ile yüz bin lira arasında farklı maaş öderken, belediyeler asgari ücretin en az iki misli maaş verirken özellikle üniversite mezunu özel sektörde çalışan arkadaşlar daha iyi maaş alabilecekleri bir iş yeri bulamadıkları için asgari ücret ya da bir tık üstünde çalışmak zorunda kalıyorlar.
Çalışıyorlar çalışmasına da gözler hep dışarıda imkanları daha geniş olan işyerlerinin hayalinde her biri. İmkanları kısıtlı olan iş yerlerinde sadece işsiz kalmamak adına çalışmak zorundalar.
Belki de en azından bir işleri var diyebiliriz. Kendimizi avutmak amacıyla.
Mühendislik fakültelerini bitirmiş Kafe’de garsonluk yapanı mı ararsınız, Eğitim fakültesini bitirmiş moto kurye olarak çalışanımı. Her birisi bir parça ekmek peşinde.
Hele bu üç kuruşluk ekmek için moto kuryelik yapan kişileri gördükçe içim parçalanıyor. Bu kadar yoğun trafikte, yağmur çamur, kar kış dinlemeden, demeden oraya buraya koşuşturan Allah korusun en ufak kazada yaralanabilen, sakat kalınabilen bir işi ne kadar yapmak isterler ki.
Bu perakende sektörümüzün isimsiz kahramanları en azından bu işi yapıp para kazanabilmek adına vergi kaydı yapıp işsizlik oranlarının içerisine dahil olmamalarını potansiyel birer işsiz olmadıklarını nasıl izah edebiliriz. Acaba daha iyi imkanları olan bir iş bulmuş olsalar bu işi yapmaya devam ederler mi? Bence etmezler bu işler çok tehlikeli işler.
Bunlar gibi daha yüzlerce örnek verebilirim sizlere. Her birisi daha iyi para kazanabilecekleri bir iş bulduklarında mutlaka oraya gideceklerdir. Hiç şüpheniz olmasın. Yani kısaca demek istediğim bizim ülkemizin mevcut işsizlik oranlarımızdan daha ziyade potansiyel işsiz vatandaşlarımızın da sorunlarına bir el atılmasıdır.
Sakın ola ki yanlış anlaşılmasın, kimsenin aldığı daha yüksek maaşta katiyen gözümüz yok. Rabbim bereketli kılsın. Ama şunu da bir türlü aklım basmıyor. Devletimiz kendi çalışanlarına, özel sektörde küçük işyerlerinde çalışan emekçilerimizin aldığı maaşın iki katından fazla hemen hemen üç takı bir maaş ödüyorsa, asgari ücret ile çalışan arkadaşlarımızın bu aradaki farktan dolayı rahatsız olacaklarını ve bu rahatsızlığın ülkece huzuru bozacağı kanaatindeyim.
Uzun zaman öncesi bir yazımda da belirtmiştim ki, maaşlar arasında ki pergel açıldığında ne iş huzurunu ne de iç huzuru bulabiliriz. Eşit işe eşit maaş görüşündeyim.
Nisan ayında istihdam piyasasında dikkat çeken gelişmelerden biri de çalışan sayısındaki gerileme oldu. İstihdam edilen kişi sayısı bir ayda 356 bin kişi azalarak 32 milyon 166 bine düştü.
Buna bağlı olarak istihdam oranı da yüzde 48,2 olarak kaydedildi. Erkeklerde istihdam oranı yüzde 65,4 seviyesinde gerçekleşirken, kadınlarda bu oran yüzde 31,2 olarak hesaplandı.
İş gücü piyasasına katılan toplam kişi sayısı da Nisan ayında azaldı. İş gücü bir önceki aya göre 361 bin kişi düşüş göstererek 35 milyon 34 bin kişi seviyesine indi.
İş gücüne katılım oranı yüzde 52,4 olarak açıklanırken, erkeklerde bu oran yüzde 70,2, kadınlarda ise yüzde 35 olarak belirlendi. Diyerek son bir cümle ile rakamlar sadece rakamları gösterir. Biz rakamlardan daha ziyade gerçekleri de görmek ve yazmak zorundayız.
Saygılarımla….
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Bahri PALAS
Tamamda TUİK,biz bu işe ne deyik…
Diyerek TUİK’ in açıklamış olduğu işsizlik rakamlarını ve işsizlik oranlarının ardındaki benim daha ciddi bir sorun olarak gördüğüm ülkemizdeki işsiz kategorisinde olmayan ama potansiyel işsiz olarak nitelendirdiğim kesimi de dikkatlerinize sunarak ilginizi buraya çekmeye çalışacağım.
TUİK Nisan 2026 dönemine ilişkin iş gücü istatistiklerini açıkladı. 15 ve 24 yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2026 yılı Nisan ayından bir önceki aya göre beş bin kişi azalarak iki milyon sekiz yüz altmış sekiz bin kişi olduğunu bildirdi. Gerçekten düz mantık ile okuyunca sevindirici bir haber. Elbette ki, devletini seven bir fert olarak, bak işsizlik bir takım çabalar ve devletimizin teşvikleriyle düşme eğiliminde diye mutlu oluyoruz.
Ama acaba gerçekten sevinmeli miyiz. Karamsar bir tablo çizmeden kafamdan geçen olumsuzlukları sizlerle paylaşmak istedim. Acaba bana katılır mısınız.
Bir muhasebe ofisi işletiyorum ve üç tane sigortalı arkadaş ofisimde çalışıyor. Bunlardan bir tanesi benim oğlum. Uludağ üniversitesinde yüksek lisansını yapmış. Diğer ikisi de üniversite mezunu kişiler. Asgari ücret düzeyinde maaş veriyorum. Çünkü bir personelin bana maaşı yemek, SSK ve diğer ikramlarım ile birlikte en az elli bin TL. Toplam da bir yekûn tutuyor. İmkanlar bu kadar.
Bu çalışan arkadaşlarımızın bir sigortalı, maaşlı işi olup çalışıyor olmalarından ötürü işsiz oranlarına ilave edilmiyorlar. Onlarda daha iyi şartlarda iş bulamadıklarından dolayı benim ofisinde olmaktan mutlular. Lakin ben onlarında birer potansiyel işsiz olduklarını buradan söyleyebilirim.
Bir düşünün ki devlet kendi çalışanlarına en az altmış bin lira ile yüz bin lira arasında farklı maaş öderken, belediyeler asgari ücretin en az iki misli maaş verirken özellikle üniversite mezunu özel sektörde çalışan arkadaşlar daha iyi maaş alabilecekleri bir iş yeri bulamadıkları için asgari ücret ya da bir tık üstünde çalışmak zorunda kalıyorlar.
Çalışıyorlar çalışmasına da gözler hep dışarıda imkanları daha geniş olan işyerlerinin hayalinde her biri. İmkanları kısıtlı olan iş yerlerinde sadece işsiz kalmamak adına çalışmak zorundalar.
Belki de en azından bir işleri var diyebiliriz. Kendimizi avutmak amacıyla.
Mühendislik fakültelerini bitirmiş Kafe’de garsonluk yapanı mı ararsınız, Eğitim fakültesini bitirmiş moto kurye olarak çalışanımı. Her birisi bir parça ekmek peşinde.
Hele bu üç kuruşluk ekmek için moto kuryelik yapan kişileri gördükçe içim parçalanıyor. Bu kadar yoğun trafikte, yağmur çamur, kar kış dinlemeden, demeden oraya buraya koşuşturan Allah korusun en ufak kazada yaralanabilen, sakat kalınabilen bir işi ne kadar yapmak isterler ki.
Bu perakende sektörümüzün isimsiz kahramanları en azından bu işi yapıp para kazanabilmek adına vergi kaydı yapıp işsizlik oranlarının içerisine dahil olmamalarını potansiyel birer işsiz olmadıklarını nasıl izah edebiliriz. Acaba daha iyi imkanları olan bir iş bulmuş olsalar bu işi yapmaya devam ederler mi? Bence etmezler bu işler çok tehlikeli işler.
Bunlar gibi daha yüzlerce örnek verebilirim sizlere. Her birisi daha iyi para kazanabilecekleri bir iş bulduklarında mutlaka oraya gideceklerdir. Hiç şüpheniz olmasın. Yani kısaca demek istediğim bizim ülkemizin mevcut işsizlik oranlarımızdan daha ziyade potansiyel işsiz vatandaşlarımızın da sorunlarına bir el atılmasıdır.
Sakın ola ki yanlış anlaşılmasın, kimsenin aldığı daha yüksek maaşta katiyen gözümüz yok. Rabbim bereketli kılsın. Ama şunu da bir türlü aklım basmıyor. Devletimiz kendi çalışanlarına, özel sektörde küçük işyerlerinde çalışan emekçilerimizin aldığı maaşın iki katından fazla hemen hemen üç takı bir maaş ödüyorsa, asgari ücret ile çalışan arkadaşlarımızın bu aradaki farktan dolayı rahatsız olacaklarını ve bu rahatsızlığın ülkece huzuru bozacağı kanaatindeyim.
Uzun zaman öncesi bir yazımda da belirtmiştim ki, maaşlar arasında ki pergel açıldığında ne iş huzurunu ne de iç huzuru bulabiliriz. Eşit işe eşit maaş görüşündeyim.
Nisan ayında istihdam piyasasında dikkat çeken gelişmelerden biri de çalışan sayısındaki gerileme oldu. İstihdam edilen kişi sayısı bir ayda 356 bin kişi azalarak 32 milyon 166 bine düştü.
Buna bağlı olarak istihdam oranı da yüzde 48,2 olarak kaydedildi. Erkeklerde istihdam oranı yüzde 65,4 seviyesinde gerçekleşirken, kadınlarda bu oran yüzde 31,2 olarak hesaplandı.
İş gücü piyasasına katılan toplam kişi sayısı da Nisan ayında azaldı. İş gücü bir önceki aya göre 361 bin kişi düşüş göstererek 35 milyon 34 bin kişi seviyesine indi.
İş gücüne katılım oranı yüzde 52,4 olarak açıklanırken, erkeklerde bu oran yüzde 70,2, kadınlarda ise yüzde 35 olarak belirlendi. Diyerek son bir cümle ile rakamlar sadece rakamları gösterir. Biz rakamlardan daha ziyade gerçekleri de görmek ve yazmak zorundayız.
Saygılarımla….