Hani bazen TV reklamlarına bile konu olur ya Eski Bayramlar, Eski günler, eski yaşanmışlıklar. Büyük bir özlemle yâd ederiz birçok zaman o eski günleri, değil mi? İnsan özlüyor elbette eski günleri ve daha çok o eski günlerdeki anılarını birlikte yaşadıkları insanları. Hele ki bu kişiler Hakkın rahmetine mazhar olmuşlar ise. Özlemek insanın doğasında var.
Başlığı atarken geçmiş yakın tarihimizi değil de daha eski tarihleri düşünerek bu başlığı buraya uygun gördüm. Hani insanların ilkel bir vaziyette tarım yapmaya çalıştıkları ve tam bir sonuç almadıkları zamanları düşündüm. Açlıktan insanların akın akın öldükleri zamanı, salgın hastalıklara çözüm bulamayan tabiplerin gözünün önünde milyonlarca insanın salgın hastalıkların pençesinde can verdiği dönemleri. İlaç yok, şifacı bulmak çok zor. Araba yok, uçak yok. At üzerinde, deve üzerinde kilometrelerce yapılan zahmetli yolculuklar. Bilgiye ulaşmak o kadar zor ki, bir miktar bilgiye sahip olanların el üstünde tutulduğu, vücut vücuda savaşların ve ölümlerin çok fazla olduğu o eski dönemleri.
Bu gün oturup düşündüğümüzde insanlık gerçekten çok büyük yol kat etmiş. En azından, bölgesel farklılıklar gözlemlense de mavi gezegenimizde açlık nedir bilmiyoruz. Çok ilginçtir ki oboziteye bağlı hastalıklardan ölen sayımız açlıktan ölen insanımıza karşı çok daha fazla. Dönem dönem covid gibi salgın hastalıklar baş gösterse de eskiye nazaran daha sistemli ve modern bir şekilde atlatabiliyoruz. Tedavi olabiliyoruz.
Ya savaşlar, çok büyük bir değirmen gibi insan hayatlarını öğütüp geri de kalanları derin bir hüzüne terk etmekteydi. Bu günde savaşlar var bölgemizde ama daha çok teknolojik bir güç gösterisi. Bu savaşlar da maalesef bizim coğrafyamızda çok yaygın. Batılılar bu sorunu da halletmişler. Bir birleriyle savaşmıyorlar. Kendileri arasında ki savaşları bitirmişler.
Halimizden sürekli çok şikayet ediyoruz. İstediğimiz nimete ulaşabiliyoruz, istediğimiz her ne varsa giyebiliyoruz derken her şeyi de beğenmiyoruz. Mutlaka marka olacak. Dişimiz, başımız ağırsa bütün sağlık hizmetlerinden ücretli ya da devletimizin olanakları sayesinde ulaşabiliyoruz. Hele ki içilebilir temiz suya ulaşmak gerçekten büyük bir ikram. Ulaşabiliyoruz. Saatlerce ilkel şartlarda yolculuk yapmıyor gideceğimiz yere şahsımıza ait bir araba olmasa bile taksiyle, dolmuşla, belediyenin imkânlarıyla gidebiliyoruz. Bu gün dünden daha konforlu bir hayat yaşadığımızı çok açık yüreklilikle söyleyebilirim. Ben böyle düşünüyorum.
Bugün dünden çok daha iyi, yarın da bu günden mutlaka daha iyi olacak. Sağ olursak yaşayıp göreceğiz. Ben bundan eminim.
Şimdi gelelim ben bu kadar yazıyı niye yazdım. Bir ayeti sizler ile paylaşacağım.
"Allah, aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır." (Yunus Suresi 100. Ayet).
Değerli okuyucularım üretimden ziyade gittikçe bir tüketim toplumu haline dönüşmeye başladık. İnanın çok üzülerek söylüyorum ki; ülkem, yabancı sermayeli oluşmuş piyasalara emanet, mahkum olmuş tarzda yaşıyoruz. Milliyetçiliğimizi dışarıda üç beş kişi destekleyip, tasdiklesin meselesi olsun diye değil, devletimizin sürekliliği meselesi olarak görmemiz gerekmekte.
Mesele, egemenlik meselesi. En ufak ihtiyacımızı dahi yabancı menşeli ürünlerden karşılamaya çalıştıkça egemen bir ülkeyiz sözümüz yabana atılmaya başlar. Sadece söz olarak dilimizde kalır. Kamusal değer üretmeyen hiçbir ülke ne kadar parlak, şaşaalı görünse de demokratik, adil ve güçlü bir gelecek vaat edemez.
Gözü dönmüş, canileşmiş İslam düşmanı ülkeler bizim kendilerine başta teknoloji olmak üzere her konuda bağımlı kalmamızı ve onlar için sadece bir tüketim toplumu olmamızı arzulamaktadırlar. Kendi fabrikalarının bacası tütsün, kendi ülkelerinde istihdam sorunu yaşanmasın, Kendi ürettikleri, yada bize ürettirdikleri mamulleri tekrar bize satsın. Kısaca onların anası ağlamasın, bizim anamız ağlasın.
Bizim bu canileşmiş düşünce ile rekabet edebilmemiz için devletimiz özellikle imalatçı ihracatçı firmalara ve sanayicimize birçok kolaylıklar sunarken. bizlerinde oturup Yunus suresi 100. Ayette anlatmış olduğu gibi aklımızı kullanarak yaşantımızı tanzim etmemiz gerekmekte. İçinde bulunduğumuz iki bin yirmi altı yılı ‘’ Türkiye Yüzyılı ‘’ olarak tarihin altın sayfalarına geçerken, en büyük destekçisi de halk olarak biz olmalıyız, kayıtsız ve şartsız dimdik devletimizin yanında olma mecburiyetindeyiz. Sağlıcakla kalın.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Bahri PALAS
Yarın bugünden daha iyi olacak…
Hani bazen TV reklamlarına bile konu olur ya Eski Bayramlar, Eski günler, eski yaşanmışlıklar. Büyük bir özlemle yâd ederiz birçok zaman o eski günleri, değil mi? İnsan özlüyor elbette eski günleri ve daha çok o eski günlerdeki anılarını birlikte yaşadıkları insanları. Hele ki bu kişiler Hakkın rahmetine mazhar olmuşlar ise. Özlemek insanın doğasında var.
Başlığı atarken geçmiş yakın tarihimizi değil de daha eski tarihleri düşünerek bu başlığı buraya uygun gördüm. Hani insanların ilkel bir vaziyette tarım yapmaya çalıştıkları ve tam bir sonuç almadıkları zamanları düşündüm. Açlıktan insanların akın akın öldükleri zamanı, salgın hastalıklara çözüm bulamayan tabiplerin gözünün önünde milyonlarca insanın salgın hastalıkların pençesinde can verdiği dönemleri. İlaç yok, şifacı bulmak çok zor. Araba yok, uçak yok. At üzerinde, deve üzerinde kilometrelerce yapılan zahmetli yolculuklar. Bilgiye ulaşmak o kadar zor ki, bir miktar bilgiye sahip olanların el üstünde tutulduğu, vücut vücuda savaşların ve ölümlerin çok fazla olduğu o eski dönemleri.
Bu gün oturup düşündüğümüzde insanlık gerçekten çok büyük yol kat etmiş. En azından, bölgesel farklılıklar gözlemlense de mavi gezegenimizde açlık nedir bilmiyoruz. Çok ilginçtir ki oboziteye bağlı hastalıklardan ölen sayımız açlıktan ölen insanımıza karşı çok daha fazla. Dönem dönem covid gibi salgın hastalıklar baş gösterse de eskiye nazaran daha sistemli ve modern bir şekilde atlatabiliyoruz. Tedavi olabiliyoruz.
Ya savaşlar, çok büyük bir değirmen gibi insan hayatlarını öğütüp geri de kalanları derin bir hüzüne terk etmekteydi. Bu günde savaşlar var bölgemizde ama daha çok teknolojik bir güç gösterisi. Bu savaşlar da maalesef bizim coğrafyamızda çok yaygın. Batılılar bu sorunu da halletmişler. Bir birleriyle savaşmıyorlar. Kendileri arasında ki savaşları bitirmişler.
Halimizden sürekli çok şikayet ediyoruz. İstediğimiz nimete ulaşabiliyoruz, istediğimiz her ne varsa giyebiliyoruz derken her şeyi de beğenmiyoruz. Mutlaka marka olacak. Dişimiz, başımız ağırsa bütün sağlık hizmetlerinden ücretli ya da devletimizin olanakları sayesinde ulaşabiliyoruz. Hele ki içilebilir temiz suya ulaşmak gerçekten büyük bir ikram. Ulaşabiliyoruz. Saatlerce ilkel şartlarda yolculuk yapmıyor gideceğimiz yere şahsımıza ait bir araba olmasa bile taksiyle, dolmuşla, belediyenin imkânlarıyla gidebiliyoruz. Bu gün dünden daha konforlu bir hayat yaşadığımızı çok açık yüreklilikle söyleyebilirim. Ben böyle düşünüyorum.
Bugün dünden çok daha iyi, yarın da bu günden mutlaka daha iyi olacak. Sağ olursak yaşayıp göreceğiz. Ben bundan eminim.
Şimdi gelelim ben bu kadar yazıyı niye yazdım. Bir ayeti sizler ile paylaşacağım.
"Allah, aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır." (Yunus Suresi 100. Ayet).
Değerli okuyucularım üretimden ziyade gittikçe bir tüketim toplumu haline dönüşmeye başladık. İnanın çok üzülerek söylüyorum ki; ülkem, yabancı sermayeli oluşmuş piyasalara emanet, mahkum olmuş tarzda yaşıyoruz. Milliyetçiliğimizi dışarıda üç beş kişi destekleyip, tasdiklesin meselesi olsun diye değil, devletimizin sürekliliği meselesi olarak görmemiz gerekmekte.
Mesele, egemenlik meselesi. En ufak ihtiyacımızı dahi yabancı menşeli ürünlerden karşılamaya çalıştıkça egemen bir ülkeyiz sözümüz yabana atılmaya başlar. Sadece söz olarak dilimizde kalır. Kamusal değer üretmeyen hiçbir ülke ne kadar parlak, şaşaalı görünse de demokratik, adil ve güçlü bir gelecek vaat edemez.
Gözü dönmüş, canileşmiş İslam düşmanı ülkeler bizim kendilerine başta teknoloji olmak üzere her konuda bağımlı kalmamızı ve onlar için sadece bir tüketim toplumu olmamızı arzulamaktadırlar. Kendi fabrikalarının bacası tütsün, kendi ülkelerinde istihdam sorunu yaşanmasın, Kendi ürettikleri, yada bize ürettirdikleri mamulleri tekrar bize satsın. Kısaca onların anası ağlamasın, bizim anamız ağlasın.
Bizim bu canileşmiş düşünce ile rekabet edebilmemiz için devletimiz özellikle imalatçı ihracatçı firmalara ve sanayicimize birçok kolaylıklar sunarken. bizlerinde oturup Yunus suresi 100. Ayette anlatmış olduğu gibi aklımızı kullanarak yaşantımızı tanzim etmemiz gerekmekte. İçinde bulunduğumuz iki bin yirmi altı yılı ‘’ Türkiye Yüzyılı ‘’ olarak tarihin altın sayfalarına geçerken, en büyük destekçisi de halk olarak biz olmalıyız, kayıtsız ve şartsız dimdik devletimizin yanında olma mecburiyetindeyiz. Sağlıcakla kalın.