SON DAKİKA
Hava Durumu

Köy Enstitüleri…

Yazının Giriş Tarihi: 20.04.2026 10:19
Yazının Güncellenme Tarihi: 20.04.2026 10:20

Köy Enstitüleri’nin yıl dönümleri, aslında yalnızca geçmişi anmak için değil, bugünü sorgulamak ve geleceğe dair bir vicdan muhasebesi yapmak için önemli bir fırsat sunuyor. Bursa’da düzenlenen 86. yıl etkinliği de tam olarak böyle bir anlam taşıyordu.

Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleşen törende, Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği’nin Aydınlanma Onur Ödülü’nün Prof. Dr. Bilsay Kuruç’a verilmesi, sembolik olduğu kadar derin bir mesaj da içeriyordu: Bilim, akıl ve aydınlanma hâlâ bu ülkenin en güçlü çıkış yoludur.

Ama asıl dikkat çekici olan, törende yapılan konuşmaların satır aralarındaydı.

Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’ın sözleri, aslında Türkiye’nin eğitimle imtihanının kısa bir özeti gibiydi. “80 yıl önce başlatılan eğitim devriminin gerisindeyiz” cümlesi, abartılı bir siyasi söylem değil; sahadaki gerçekliğin ifadesi. “Söylenecek o kadar çok söz var ki, ne ara bu hale geldik ve daha kötüye doğru nasıl gidiyoruz? Bunun farkında olmak zorundayız. Çözümü; önce ailede, daha da önemlisi eğitim kurumlarında ve eğitim sisteminde. Hep birlikte üretmek durumundayız. Artık böyle bir zorunluluğumuz var. Sürekli değişen müfredatlar, atanamayan öğretmenler ve okullardaki yetersiz koşullar nedeniyle, 80 yıl önce başlatılan eğitim devriminin maalesef çok gerisinde kaldık. Ben de Köy Enstitüsü mezunu bir dedenin torunuyum. Annem öğretmen, babam ise mühendis. Cumhuriyetin aydınlarının oluşturduğu fırsat eşitliği sayesinde parasız yatılı okudum. Tüm bu imkanları başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bize bu yolu açanlara borçluyuz. Bugün bu şehirde yöneticilik yapabiliyorsam, onların sayesindedir. Dolayısıyla kendilerine sonsuz şükranlarımı bir kez daha sunuyorum.” dedi.

Başkan’ın dediği gibi…

Bugün hâlâ eğitim sisteminde sürekli değişen müfredatlar, atanamayan öğretmenler ve fırsat eşitsizliği konuşuluyorsa, Köy Enstitüleri’ni sadece nostaljik bir başlık olarak ele almak büyük bir haksızlık olur.

Çünkü o model, yalnızca öğretmen yetiştirmedi. Aynı zamanda üretimi, sanatı, bilimi ve toplumsal sorumluluğu bir araya getiren bir “insan yetiştirme sistemi” kurdu.

Ve evet, Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği çağdaşlaşma yolunun en somut adımlarından biriydi.

Bugün geldiğimiz noktada ise sorulması gereken soru şu:
Biz o mirası gerçekten anlayabildik mi, yoksa sadece anma törenlerine mi hapsettik?

Başkan Aydın’ın kendi hikâyesi de bu sorunun cevabını içinde barındırıyor aslında. Köy Enstitüsü mezunu bir dedenin torunu, öğretmen bir annenin oğlu olarak fırsat eşitliğinin somut bir örneği. Yani Cumhuriyet’in sunduğu imkanların yaşayan bir sonucu.

Bugün aynı hikâyeler yazılabiliyor mu?

İşte tartışma tam da burada başlıyor.

Diğer yandan Osmangazi Belediyesi’nin kütüphane yatırımları da bu çerçevede önemli. Hasan Ali Yücel’den İsmail Hakkı Tonguç’a uzanan isimlerle açılan kütüphaneler, sadece fiziksel mekânlar değil; aynı zamanda bir zihniyetin yeniden inşa edilme çabası.

Ancak şunu da açıkça söylemek gerekir:
Kütüphane yapmak kadar, o kütüphaneleri dolduracak, okuyacak ve sorgulayacak bir nesil yetiştirmek de en az o kadar önemli.

Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği’nin çabası da tam olarak burada anlam kazanıyor. 25 yıllık birikimle sadece geçmişi anlatmak değil, bugünün sorunlarına çözüm üretme iddiası taşıyorlar.

Bu kolay bir iddia değil.

Ama Türkiye’nin de artık kolay çözümlerle vakit kaybedecek lüksü yok.

Bana göre, Bursa’daki bu tören, bir ödül gecesinden çok daha fazlasıydı.
Bir hatırlatma, bir uyarı ve belki de en önemlisi bir çağrıydı…

Aydınlanma kendiliğinden sürmez.
Onu yaşatmak için mücadele etmek gerekir.

Ve o mücadele, geçmişi alkışlamakla değil, bugünü değiştirmekle başlar.

SEVGİYLE KALIN!

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.