Artık savaşlar sadece tankların, uçakların ve askerlerin cephede karşı karşıya geldiği klasik mücadeleler değil. Siber saldırılar, ekonomik yaptırımlar, enerji savaşları, vekâlet çatışmaları ve bilgi operasyonları yeni güvenlik mimarisinin temel unsurları haline geldi. Böyle bir dönemde, Soğuk Savaş'ın şartlarına göre şekillenen NATO'nun da kendisini yeniden tanımlaması kaçınılmaz görünüyor.
Tam da bu nedenle Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi sıradan bir liderler buluşması olmanın çok ötesinde bir anlam taşıyor.
YeniDönem Gazetesi’ne Sedanur Güllü’nün sorularını cevaplayan Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu'nun değerlendirmeleri de tam bu noktaya işaret ediyor. Hamzaoğlu'na göre artık tek tip tehdit anlayışı sona erdi. Asimetrik ve hibrit tehditlerin arttığı yeni dünyada ittifakın da güncellenmesi gerekiyor.
Bu tespit aslında yalnızca NATO'nun değil, küresel güvenlik düzeninin de özeti niteliğinde.
***
Zirvenin gündeminde doğal olarak Rusya-Ukrayna savaşı olacak.
Avrupa'nın Ukrayna'ya desteğini sürdürme kararlılığı ve hava savunma sistemlerinin güçlendirilmesi konusu yine masada bulunacak. Ancak gözler yalnızca Karadeniz'de değil.
Orta Doğu da NATO açısından artık göz ardı edilemeyecek kadar kritik bir alan haline geldi.
İran ile yürütülen kırılgan müzakere süreci, İsrail'in bölgedeki askeri hamleleri ve ABD'nin güvenlik politikaları yeni dönemin en önemli başlıkları arasında yer alıyor.
Bölgedeki her gelişme Avrupa'nın enerji güvenliğini, ticaret yollarını ve küresel ekonomiyi doğrudan etkiliyor.
***
Bu noktada Türkiye'nin önemi daha da belirginleşiyor.
Bir dönem yalnızca "jeopolitik konumu nedeniyle vazgeçilmez ülke" olarak tanımlanan Türkiye, bugün sadece coğrafyasıyla değil; savunma sanayisi, diplomatik kapasitesi ve kriz yönetme kabiliyetiyle de öne çıkıyor.
Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e...
Kafkasya'dan Orta Doğu'ya...
Türkistan'dan Afrika'ya kadar uzanan geniş coğrafyada Ankara artık yalnızca gelişmeleri izleyen değil, gelişmeleri şekillendiren aktörlerden biri…
Bu nedenle "oyun kurucu ülke" ifadesi artık yalnızca siyasi bir slogan olarak görülmüyor.
***
Savunma sanayisinde yaşanan dönüşüm de bu yükselişin en önemli ayaklarından biri.
İHA'lar, SİHA'lar, milli savaş gemileri, hava savunma sistemleri ve yerli üretim projeleri Türkiye'nin dış politikadaki hareket alanını genişletiyor. Bugün NATO içinde Türkiye'nin savunma sanayisi kapasitesi geçmiş yıllara göre çok daha farklı değerlendiriliyor.
Eskiden dışa bağımlılık konuşulurken bugün ortak üretim, teknoloji paylaşımı ve stratejik iş birlikleri konuşuluyor. Bu değişim küçümsenecek bir dönüşüm değil.
Ancak ittifak içinde çözülmesi gereken önemli sorunlar da var.
Terörle mücadele bunların başında geliyor.
Türkiye yıllardır PKK, DEAŞ ve FETÖ gibi terör örgütleriyle mücadele ederken bazı NATO müttefiklerinin sergilediği çifte standart Ankara'nın en önemli eleştirilerinden biri olmaya devam ediyor. Bir güvenlik ittifakında üyelerin birbirlerinin güvenlik kaygılarını eşit şekilde dikkate alması beklenir.
Aksi durumda "ittifak ruhu" yalnızca kâğıt üzerinde kalır. Bu nedenle Ankara'nın zirvede bu konuyu yeniden güçlü şekilde gündeme taşıması şaşırtıcı olmayacaktır.
***
Diğer önemli başlık ise ABD ile ilişkiler.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Donald Trump arasındaki diyalog yeni dönemin seyrini belirleyebilir. Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu'nun YeniDönem’e verdiği bilgilere göre, özellikle CAATSA yaptırımlarının geleceği, savunma sanayisindeki iş birlikleri ve yeni anlaşmalar zirvenin dikkatle takip edilecek dosyaları arasında bulunuyor.
Bunun yanında Trump'ın NATO'ya yönelik zaman zaman sertleşen söylemleri de Avrupalı müttefikleri yeni arayışlara itiyor. Ayrıca Lahey'de alınan savunma harcamalarını artırma kararlarının Ankara'da nasıl somutlaştırılacağı da merak konusu.
***
Avrupa Birliği cephesinde ise farklı bir tablo var.
Bir tarafta Türkiye'nin stratejik önemini kabul eden Avrupa başkentleri...
Diğer tarafta ise Türkiye karşıtı söylemleri sürdüren Avrupa Parlamentosu...
Aslında bu çelişki uzun yıllardır devam ediyor.
Güvenlik söz konusu olduğunda Türkiye'nin desteğine ihtiyaç duyan Avrupa, siyasi raporlar söz konusu olduğunda aynı gerçekçiliği çoğu zaman gösteremiyor. Oysa Ukrayna savaşıyla birlikte Avrupa'nın güvenlik mimarisinin Türkiye olmadan eksik kaldığı çok daha net görülmeye başlandı.
Genel olarak olayı ele aldığımızda…
Ankara Zirvesi yalnızca NATO'nun geleceğini değil, küresel güvenlik dengelerinin hangi yöne evrileceğini de gösterecek önemli bir dönüm noktası olacak.
Türkiye ise bu süreçte artık sadece masada bulunan bir ülke değil;
Masanın kurulmasına katkı sunan…
Gündem belirleyen…
Kriz yöneten ve çözüm üreten aktörlerden biri olarak öne çıkıyor.
Yeni dünya düzeninde bunun adı basit bir "stratejik ortaklık" değil; Jeopolitiğin merkezinde yer alan bir Türkiye gerçeğidir.
SEVGİYLE KALIN!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Emine KAYA
Türkiye'nin yükselen jeopolitiği
Dünya yeni bir güvenlik dönemine girdi.
Artık savaşlar sadece tankların, uçakların ve askerlerin cephede karşı karşıya geldiği klasik mücadeleler değil. Siber saldırılar, ekonomik yaptırımlar, enerji savaşları, vekâlet çatışmaları ve bilgi operasyonları yeni güvenlik mimarisinin temel unsurları haline geldi. Böyle bir dönemde, Soğuk Savaş'ın şartlarına göre şekillenen NATO'nun da kendisini yeniden tanımlaması kaçınılmaz görünüyor.
Tam da bu nedenle Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi sıradan bir liderler buluşması olmanın çok ötesinde bir anlam taşıyor.
YeniDönem Gazetesi’ne Sedanur Güllü’nün sorularını cevaplayan Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu'nun değerlendirmeleri de tam bu noktaya işaret ediyor. Hamzaoğlu'na göre artık tek tip tehdit anlayışı sona erdi. Asimetrik ve hibrit tehditlerin arttığı yeni dünyada ittifakın da güncellenmesi gerekiyor.
Bu tespit aslında yalnızca NATO'nun değil, küresel güvenlik düzeninin de özeti niteliğinde.
***
Zirvenin gündeminde doğal olarak Rusya-Ukrayna savaşı olacak.
Avrupa'nın Ukrayna'ya desteğini sürdürme kararlılığı ve hava savunma sistemlerinin güçlendirilmesi konusu yine masada bulunacak. Ancak gözler yalnızca Karadeniz'de değil.
Orta Doğu da NATO açısından artık göz ardı edilemeyecek kadar kritik bir alan haline geldi.
İran ile yürütülen kırılgan müzakere süreci, İsrail'in bölgedeki askeri hamleleri ve ABD'nin güvenlik politikaları yeni dönemin en önemli başlıkları arasında yer alıyor.
Bölgedeki her gelişme Avrupa'nın enerji güvenliğini, ticaret yollarını ve küresel ekonomiyi doğrudan etkiliyor.
***
Bu noktada Türkiye'nin önemi daha da belirginleşiyor.
Bir dönem yalnızca "jeopolitik konumu nedeniyle vazgeçilmez ülke" olarak tanımlanan Türkiye, bugün sadece coğrafyasıyla değil; savunma sanayisi, diplomatik kapasitesi ve kriz yönetme kabiliyetiyle de öne çıkıyor.
Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e...
Kafkasya'dan Orta Doğu'ya...
Türkistan'dan Afrika'ya kadar uzanan geniş coğrafyada Ankara artık yalnızca gelişmeleri izleyen değil, gelişmeleri şekillendiren aktörlerden biri…
Bu nedenle "oyun kurucu ülke" ifadesi artık yalnızca siyasi bir slogan olarak görülmüyor.
***
Savunma sanayisinde yaşanan dönüşüm de bu yükselişin en önemli ayaklarından biri.
İHA'lar, SİHA'lar, milli savaş gemileri, hava savunma sistemleri ve yerli üretim projeleri Türkiye'nin dış politikadaki hareket alanını genişletiyor. Bugün NATO içinde Türkiye'nin savunma sanayisi kapasitesi geçmiş yıllara göre çok daha farklı değerlendiriliyor.
Eskiden dışa bağımlılık konuşulurken bugün ortak üretim, teknoloji paylaşımı ve stratejik iş birlikleri konuşuluyor. Bu değişim küçümsenecek bir dönüşüm değil.
Ancak ittifak içinde çözülmesi gereken önemli sorunlar da var.
Terörle mücadele bunların başında geliyor.
Türkiye yıllardır PKK, DEAŞ ve FETÖ gibi terör örgütleriyle mücadele ederken bazı NATO müttefiklerinin sergilediği çifte standart Ankara'nın en önemli eleştirilerinden biri olmaya devam ediyor. Bir güvenlik ittifakında üyelerin birbirlerinin güvenlik kaygılarını eşit şekilde dikkate alması beklenir.
Aksi durumda "ittifak ruhu" yalnızca kâğıt üzerinde kalır. Bu nedenle Ankara'nın zirvede bu konuyu yeniden güçlü şekilde gündeme taşıması şaşırtıcı olmayacaktır.
***
Diğer önemli başlık ise ABD ile ilişkiler.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Donald Trump arasındaki diyalog yeni dönemin seyrini belirleyebilir. Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu'nun YeniDönem’e verdiği bilgilere göre, özellikle CAATSA yaptırımlarının geleceği, savunma sanayisindeki iş birlikleri ve yeni anlaşmalar zirvenin dikkatle takip edilecek dosyaları arasında bulunuyor.
Bunun yanında Trump'ın NATO'ya yönelik zaman zaman sertleşen söylemleri de Avrupalı müttefikleri yeni arayışlara itiyor. Ayrıca Lahey'de alınan savunma harcamalarını artırma kararlarının Ankara'da nasıl somutlaştırılacağı da merak konusu.
***
Avrupa Birliği cephesinde ise farklı bir tablo var.
Bir tarafta Türkiye'nin stratejik önemini kabul eden Avrupa başkentleri...
Diğer tarafta ise Türkiye karşıtı söylemleri sürdüren Avrupa Parlamentosu...
Aslında bu çelişki uzun yıllardır devam ediyor.
Güvenlik söz konusu olduğunda Türkiye'nin desteğine ihtiyaç duyan Avrupa, siyasi raporlar söz konusu olduğunda aynı gerçekçiliği çoğu zaman gösteremiyor. Oysa Ukrayna savaşıyla birlikte Avrupa'nın güvenlik mimarisinin Türkiye olmadan eksik kaldığı çok daha net görülmeye başlandı.
Genel olarak olayı ele aldığımızda…
Ankara Zirvesi yalnızca NATO'nun geleceğini değil, küresel güvenlik dengelerinin hangi yöne evrileceğini de gösterecek önemli bir dönüm noktası olacak.
Türkiye ise bu süreçte artık sadece masada bulunan bir ülke değil;
Masanın kurulmasına katkı sunan…
Gündem belirleyen…
Kriz yöneten ve çözüm üreten aktörlerden biri olarak öne çıkıyor.
Yeni dünya düzeninde bunun adı basit bir "stratejik ortaklık" değil; Jeopolitiğin merkezinde yer alan bir Türkiye gerçeğidir.
SEVGİYLE KALIN!