Çarşıya çıkan anne babanın hesabı kabardıkça kabarıyor.
“Şunu biraz indiriver abla…”
“Bunun daha ucuzu yok mu?”
“Çocuğa bir de ayakkabı lazım, onu da hesap edelim…”
Yani okul zili çalmadan önce vatandaşın cebinde alarm çalıyor!
Ama mesele sadece para değil.
Bu şehirde hala tarlada, bahçede çalışarak geçimini sağlayan insanlar var. İnşaatlarda, fabrikalarda alın teri döken, avuç içleri çatlamış binlerce anne baba var.
Çocuğu okulda okusun, geleceği kurtulsun diye dişinden tırnağından artıran insanlar bunlar.
Şimdi böyle bir ailenin çocuğu bir yıl boyunca okula gidip de doğru dürüst eğitim alamıyorsa…
Kusura bakmayın ama buna “Olur böyle şeyler” deyip geçemeyiz.
Ben gelen her şikayeti “Yazalım gitsin” mantığıyla kaleme alanlardan değilim.
Çünkü okuyucuya saygım var.
Bizim derdimiz birilerini hedef göstermek de değil, Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ndeki varsa uyku halini ortadan kaldırmak.
Çünkü eğitimde liyakat meselesi, öyle “Aman canım, sonra bakarız” denilecek bir mesele de değildir.
Şimdi gelelim bize ulaşan ve üzerinde ciddi şekilde durulması gereken bir şikâyete…
Nilüfer ilçesine bağlı Gölyazı Ünallar İlkokulu'ndan söz ediyorum.
Velilerin İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne yaptıkları başvurularda, geçen yıl birinci sınıfta 8 öğrencinin bulunduğu ve sınıf öğretmeni olarak görev yapan Ramazan Akan hakkında çeşitli iddiaların dile getirildiği belirtiliyor.
Velilerin iddiasına göre öğretmenin ders saatleri içerisinde öğrencilerden ziyade kişisel işleriyle ilgilendiği, cep telefonuyla uzun süre konuştuğu ve ticari faaliyetlerle meşgul olduğu ileri sürülüyor.
Tekrar altını çizelim:
Bunlar velilerin iddialarıdır.
Doğru mudur, yanlış mıdır?
Bunu gazeteci olarak bizim değil, Milli Eğitim Müdürlüğü'nün yapacağı inceleme ortaya koymalıdır.
Fakat işin en can alıcı tarafı başka…
İddialara göre geçen yıl 8 öğrencinin bulunduğu sınıfta, bir yılın sonunda öğrencilerden 6'sının hala okuma yazmayı öğrenemediğine ilişkin okul idaresi tarafından tespit yapılmış.
Şimdi insan ister istemez soruyor:
8 öğrencinin 6'sı bir yılın sonunda neden okuyup yazamıyor?
Burada durup düşünmek gerekmiyor mu?
Bir öğretmenin performansını sorgulamak için illa velilerin kapıya dayanmasını mı beklemek gerekiyor?
Öğretmen öğretmendir ama…Bakın, burada bütün öğretmenleri aynı kefeye koymak büyük haksızlık olur.
Bursa'da gece gündüz çalışan, öğrencisinin elinden tutan, kendi çocuğundan önce öğrencisini düşünen binlerce fedakâr öğretmenimiz var.
Onların hakkını teslim etmek lazım.
Ama bir okulda görevini gerektiği gibi yapmadığı iddia edilen bir öğretmen varsa, onunla ilgili gereken inceleme de yapılmalı. Hatta gereği yapılmalıdır..
Çünkü liyakat tam da burada devreye girer.
İyi öğretmen ödüllendirilmeli.
Başarılı öğretmenin önü açılmalı.
Görevini aksatan, öğrencisini mağdur eden kim varsa da kim olduğuna, kimi tanıdığına, arkasında kimin bulunduğuna bakılmadan gereği yapılmalı.
Yoksa işin içinden çıkamayız.
Ben yıllardır aynı şeyi söylüyorum:
AK Parti'nin en büyük handikaplarından biri, zaman zaman bürokrasinin önüne koyduğu duvarlardır.
Vatandaşın “Benim işim ne oldu?” diye kapı kapı dolaştığı yerde bürokratın vatandaşı uzatmadan bilgilendirmesi gerekir...
Hele konu eğitimse…
Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde onlarca müfettiş görev yapıyor. Yanlış anlaşılmasın, kimseye “Oturduğunuz yerden kalkın” demek için söylemiyorum.
Ama Allah aşkına…
Müfettişlerin okulları denetlemesi için illa vatandaşın şikayet etmesi mi gerekiyor?
Bir okulda işler yolunda mı?
Öğretmenler görevlerini yapıyor mu?
Öğrenciler eğitimden yeterince faydalanıyor mu?
Velinin derdi var mı?
Bunları görmek için bazen makam odasının kapısını açıp sahaya çıkmak gerekiyor. Protokolde fotoğraf vermek kolay…
Asıl marifet, bir köy okulunun kapısını çalıp “Burada ne oluyor?” diye sormakta.
Bursa İl Milli Eğitim Müdürü Gökhan Çokgezer'in de artık masanın başından kalkıp sahaya daha fazla inmesi gerekiyor.
Çünkü okul açılışları, protokol programları, toplantılar derken eğitimde asıl mesele gözden kaçırılmamalı.
Telefonlar susmayabilir…
Siyasetçilerden gelen talepler bitmeyebilir…
Ama çocukların eğitimi bütün bunların üzerindedir.
Gölyazı Ünallar İlkokulu ile ilgili İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne ve ardından İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne ulaştırıldığı ifade edilen şikâyetler varsa, yapılacak iş çok basit:
Gidilecek.
Muhtara sorulacak.
Okul müdürüne sorulacak.
Veliler dinlenecek.
Öğretmen dinlenecek.
Öğrencilerin eğitim durumu incelenecek.
Gerekirse müfettişler rapor hazırlayacak.
Ve sonuç neyse kamuoyuna da açıklanacak.
Çünkü burada mesele bir öğretmenin şahsı değil.
Mesele, çocukların geleceği.
Bu işin faturası ağır olur
Okullar açılıyor.
Anne babaların zaten bin türlü derdi var. Bir de çocuklarının eğitiminden endişe etmek istemiyorlar.
Devlet okuluna güvenmek istiyorlar, Öğretmenine güvenmek istiyorlar .Çocuğunu teslim ettiği okuldan akşam huzur içinde almak istiyorlar.
O nedenle Milli Eğitim yöneticilerine çok açık bir çağrım var:
Şikayetleri küçümsemeyin.
Veliyi “Sallayın gitsin” diye geçiştirmeyin.
Öğretmeni yalnız bırakmayın.
Başarılı öğretmeni koruyun.
Görevini yapmayan varsa da gereğini yapın...
Çünkü eğitimde kaybedilen bir yıl, marketteki indirim gibi ertesi hafta telafi edilemiyor!
Bir çocuğun kaybettiği zaman geri gelmiyor.
Bugün 8 öğrencinin 6'sı okuma yazmayı öğrenememişse, bunun cevabını bulmak zorundayız.
Hem de okul zili çalmadan önce…
Yoksa sonra herkes birbirine bakar.
“Ben görmedim, sen duymadın, öteki söylemedi…”
İşin sonunda da olan yine garibanın çocuğuna olur.
Son olarak şunu söylemek isterim;
Çocukların geleceği kimsenin “Aman boş ver” diyebileceği kadar ucuz değil!
Unutmayalım ki; Geç yağan yağmurun çiçeklere faydası olmaz…
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ercan Akyıldız
8 öğrenci 6 soru işareti...
14 Eylül'de okullar açılıyor…
Anne babalar için yine sancılı günler kapıda.
Kıyafet alınacak, ayakkabı alınacak, çanta alınacak, kırtasiye masrafı yapılacak…
Çarşıya çıkan anne babanın hesabı kabardıkça kabarıyor.
“Şunu biraz indiriver abla…”
“Bunun daha ucuzu yok mu?”
“Çocuğa bir de ayakkabı lazım, onu da hesap edelim…”
Yani okul zili çalmadan önce vatandaşın cebinde alarm çalıyor!
Ama mesele sadece para değil.
Bu şehirde hala tarlada, bahçede çalışarak geçimini sağlayan insanlar var. İnşaatlarda, fabrikalarda alın teri döken, avuç içleri çatlamış binlerce anne baba var.
Çocuğu okulda okusun, geleceği kurtulsun diye dişinden tırnağından artıran insanlar bunlar.
Şimdi böyle bir ailenin çocuğu bir yıl boyunca okula gidip de doğru dürüst eğitim alamıyorsa…
Kusura bakmayın ama buna “Olur böyle şeyler” deyip geçemeyiz.
Ben gelen her şikayeti “Yazalım gitsin” mantığıyla kaleme alanlardan değilim.
Çünkü okuyucuya saygım var.
Bizim derdimiz birilerini hedef göstermek de değil, Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ndeki varsa uyku halini ortadan kaldırmak.
Çünkü eğitimde liyakat meselesi, öyle “Aman canım, sonra bakarız” denilecek bir mesele de değildir.
Şimdi gelelim bize ulaşan ve üzerinde ciddi şekilde durulması gereken bir şikâyete…
Nilüfer ilçesine bağlı Gölyazı Ünallar İlkokulu'ndan söz ediyorum.
Velilerin İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne yaptıkları başvurularda, geçen yıl birinci sınıfta 8 öğrencinin bulunduğu ve sınıf öğretmeni olarak görev yapan Ramazan Akan hakkında çeşitli iddiaların dile getirildiği belirtiliyor.
Velilerin iddiasına göre öğretmenin ders saatleri içerisinde öğrencilerden ziyade kişisel işleriyle ilgilendiği, cep telefonuyla uzun süre konuştuğu ve ticari faaliyetlerle meşgul olduğu ileri sürülüyor.
Tekrar altını çizelim:
Bunlar velilerin iddialarıdır.
Doğru mudur, yanlış mıdır?
Bunu gazeteci olarak bizim değil, Milli Eğitim Müdürlüğü'nün yapacağı inceleme ortaya koymalıdır.
Fakat işin en can alıcı tarafı başka…
İddialara göre geçen yıl 8 öğrencinin bulunduğu sınıfta, bir yılın sonunda öğrencilerden 6'sının hala okuma yazmayı öğrenemediğine ilişkin okul idaresi tarafından tespit yapılmış.
Şimdi insan ister istemez soruyor:
8 öğrencinin 6'sı bir yılın sonunda neden okuyup yazamıyor?
Burada durup düşünmek gerekmiyor mu?
Bir öğretmenin performansını sorgulamak için illa velilerin kapıya dayanmasını mı beklemek gerekiyor?
Öğretmen öğretmendir ama…Bakın, burada bütün öğretmenleri aynı kefeye koymak büyük haksızlık olur.
Bursa'da gece gündüz çalışan, öğrencisinin elinden tutan, kendi çocuğundan önce öğrencisini düşünen binlerce fedakâr öğretmenimiz var.
Onların hakkını teslim etmek lazım.
Ama bir okulda görevini gerektiği gibi yapmadığı iddia edilen bir öğretmen varsa, onunla ilgili gereken inceleme de yapılmalı. Hatta gereği yapılmalıdır..
Çünkü liyakat tam da burada devreye girer.
İyi öğretmen ödüllendirilmeli.
Başarılı öğretmenin önü açılmalı.
Görevini aksatan, öğrencisini mağdur eden kim varsa da kim olduğuna, kimi tanıdığına, arkasında kimin bulunduğuna bakılmadan gereği yapılmalı.
Yoksa işin içinden çıkamayız.
Ben yıllardır aynı şeyi söylüyorum:
AK Parti'nin en büyük handikaplarından biri, zaman zaman bürokrasinin önüne koyduğu duvarlardır.
Vatandaşın “Benim işim ne oldu?” diye kapı kapı dolaştığı yerde bürokratın vatandaşı uzatmadan bilgilendirmesi gerekir...
Hele konu eğitimse…
Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde onlarca müfettiş görev yapıyor. Yanlış anlaşılmasın, kimseye “Oturduğunuz yerden kalkın” demek için söylemiyorum.
Ama Allah aşkına…
Müfettişlerin okulları denetlemesi için illa vatandaşın şikayet etmesi mi gerekiyor?
Bir okulda işler yolunda mı?
Öğretmenler görevlerini yapıyor mu?
Öğrenciler eğitimden yeterince faydalanıyor mu?
Velinin derdi var mı?
Bunları görmek için bazen makam odasının kapısını açıp sahaya çıkmak gerekiyor. Protokolde fotoğraf vermek kolay…
Asıl marifet, bir köy okulunun kapısını çalıp “Burada ne oluyor?” diye sormakta.
Bursa İl Milli Eğitim Müdürü Gökhan Çokgezer'in de artık masanın başından kalkıp sahaya daha fazla inmesi gerekiyor.
Çünkü okul açılışları, protokol programları, toplantılar derken eğitimde asıl mesele gözden kaçırılmamalı.
Telefonlar susmayabilir…
Siyasetçilerden gelen talepler bitmeyebilir…
Ama çocukların eğitimi bütün bunların üzerindedir.
Gölyazı Ünallar İlkokulu ile ilgili İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne ve ardından İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne ulaştırıldığı ifade edilen şikâyetler varsa, yapılacak iş çok basit:
Gidilecek.
Muhtara sorulacak.
Okul müdürüne sorulacak.
Veliler dinlenecek.
Öğretmen dinlenecek.
Öğrencilerin eğitim durumu incelenecek.
Gerekirse müfettişler rapor hazırlayacak.
Ve sonuç neyse kamuoyuna da açıklanacak.
Çünkü burada mesele bir öğretmenin şahsı değil.
Mesele, çocukların geleceği.
Bu işin faturası ağır olur
Okullar açılıyor.
Anne babaların zaten bin türlü derdi var. Bir de çocuklarının eğitiminden endişe etmek istemiyorlar.
Devlet okuluna güvenmek istiyorlar, Öğretmenine güvenmek istiyorlar .Çocuğunu teslim ettiği okuldan akşam huzur içinde almak istiyorlar.
O nedenle Milli Eğitim yöneticilerine çok açık bir çağrım var:
Şikayetleri küçümsemeyin.
Veliyi “Sallayın gitsin” diye geçiştirmeyin.
Öğretmeni yalnız bırakmayın.
Başarılı öğretmeni koruyun.
Görevini yapmayan varsa da gereğini yapın...
Çünkü eğitimde kaybedilen bir yıl, marketteki indirim gibi ertesi hafta telafi edilemiyor!
Bir çocuğun kaybettiği zaman geri gelmiyor.
Bugün 8 öğrencinin 6'sı okuma yazmayı öğrenememişse, bunun cevabını bulmak zorundayız.
Hem de okul zili çalmadan önce…
Yoksa sonra herkes birbirine bakar.
“Ben görmedim, sen duymadın, öteki söylemedi…”
İşin sonunda da olan yine garibanın çocuğuna olur.
Son olarak şunu söylemek isterim;
Çocukların geleceği kimsenin “Aman boş ver” diyebileceği kadar ucuz değil!
Unutmayalım ki; Geç yağan yağmurun çiçeklere faydası olmaz…