70 komite sandık başına gidecek. Komitelerden seçilecek meclis üyeleri ise ardından BTSO’nun yeni başkanını belirleyecek.
Yani ortada iki aşamalı bir seçim var.
İlk aşamada komiteler, ikinci aşamada ise meclis üyeleri konuşacak.
Ben bu tür seçimlerde en çok bir şeye güvenirim: İş insanının aklına.
Çünkü iş dünyasında insanlar hesabını kitabını bilir. Önüne konulan projeye bakar, geçmişe bakar, söze değil icraata bakar.
Kısacası, “Lafla peynir gemisi yürümez” der ve sandıkta kararını verir.
Burada asıl tartışılması gereken de bu...
Bir tarafta 13 yıldır Bursa Ticaret Borsası’nın başkanlığını yapan Özer Matlı var. Matlı cephesi, bu dönemde borsanın kurumsal yapısının güçlendiğini söylemekten bir adım öteye gidemiyor..
Hatta Borsa yönetimi 2026 yılında 13 yıllık dönemi değerlendirirken Gıda İhtisas OSB ve Karapınar projesini de önümüzdeki dönemin önemli çalışmaları olarak açıklıyor.
Dolayısıyla mesele “hiç proje yapılmadı” demek kadar basit değil. Ama siyasette olduğu gibi iş dünyasında da bir soru sorulur; “Peki bu 13 yılda ne ortaya konuldu?”
İşte bu sorunun cevabını adayların rakamları, projeleri ve somut sonuçları vermeli.
Diğer tarafta İbrahim Burkay ve BTSO yönetiminin ortaya koyduğu 60’ın üzerinde makro proje var. BTSO da 2013'ten bu yana 60’tan fazla makro projenin hayata geçirildiğini resmi açıklamalarında dile getiriyor.
TEKNOSAB’dan BUTEKOM’a, MESYEB’den GUHEM’e, KOBİ OSB çalışmalarından fuarcılık ve eğitim projelerine kadar uzanan geniş bir proje listesi ortaya konuluyor.
Şimdi burada sorulması gereken çok basit:
Seçim sadece "Benim adayım kazansın" üzerinden mi yapılacak, yoksa iki tarafın ortaya koyduğu işlere mi bakılacak?
Bence asıl mesele budur.
Çünkü bir başkanlık yarışında başka birinin projelerini eleştirmek mümkündür. Ama kendi projenizi de ortaya koymanız gerekir. “Onun projesi şöyle, bunun projesi böyle” demek kolay. Zor olan, masaya kendi projenizi koymaktır....Varmı?
Hele ki 60 bin civarında üyesi bulunan büyük bir ticaret ve sanayi odasının başkanlığına talipseniz, işiniz daha da zor.
Çünkü burada “Ben yaparım” demek yetmez.Ne yapacağını, nasıl yapacağını ve ne zaman yapacağını anlatacaksın.
Yoksa iş biraz “Ben seni beğenmedim, o yüzden koltuğu bana ver” noktasına gelir ki, iş dünyası bu hesabı kolay kolay yemez.
Son günlerde bir de Teknosa üzerinden tartışmalar yaşanıyor.Bazı gazetecilerin ve tarafların bu konu üzerinden farklı değerlendirmeler yaptığını görüyoruz.
Fakat seçim atmosferinde her tartışmayı büyütüp sonra da ortaya çıkan gürültünün içinden “mağduriyet” üretmek de çok sağlıklı değil.
Herkes söylediğinin arkasında durmalı. Gazeteci de durmalı, aday da.
Çünkü Bursa küçük bir şehir.
Bugün söylenen sözün yarın kimin karşısına çıkacağını kimse bilemez.O nedenle benim gazetecilere de, adaylara da tavsiyem aynı...Çamuru bırakın, projeye bakın.
Kim ne yaptı?
Kim ne yapacak?
Kim neyi gerçekleştirebilir?
Sorular bunlar.
Gelelim işin biraz daha halk tarafına.
Yüksel Baysal ile 30-40 yıllık tanışıklığımız var. Kendisiyle farklı dönemlerde çok şey konuştuk, tartıştık. Ama gazetecilik başka, dostluk başka. Benim derdim kimseyi hedef göstermek değil.
Fakat desteklediği tarafın geçmişi üzerinden değerlendirme yaparken, iş dünyasının başka kesimlerinin yaşadığı sıkıntıları da görmezden gelmesi kabul edilir bir şey değil...
Yumurta, beyaz et ve yem piyasasındaki fiyat tartışmaları ortada.
Köyde evine birkaç yumurta çıksın diye tavuk besleyen vatandaş bile kendi işinde Tekel olan Matlı grubunun sebebiyet verdiği ekonomik tablodan nasibini alıyor.
Hani eskiler der ya:
“Tavuk bile artık yumurtlarken düşünüyor!”
İşin şakası bir yana, piyasadaki rekabet, fiyatlar ve üreticinin durumu ciddi meselelerdir. Geçmişte kamuoyuna yansıyan ve Özer Matlı'nında gözaltına alındığı “Piliç operasyonu” tartışmalarını da bu nedenle hatırlamak gerekir…
Ama burada da hükmü gazeteci değil, belge ve hukuk verir.
Bir başka önemli ayrıntıyı da unutmayalım.
Özer Matlı'nın BTSO Başkanı olabilmesi için önce bir komiteden seçilerek meclise girmesi gerekiyor.
Sonrasında ise başkanlık seçimi var. Yani daha yolun ilk virajı dönülmüş değil. Dolayısıyla sandığın ne söyleyeceğine de bakmak gerekiyor.
Ben iş insanlarının karar verme kabiliyetine güveniyorum.
Çünkü onlar yıllardır şirket yönetiyor, yatırım yapıyor, istihdam sağlıyor, kriz görüyor, para kazanıyor, para kaybediyor. Kimin sözüne, kimin projesine, kimin geçmişte ne yaptığına bakacaklarını da iyi bilirler.
Şimdi sıra onlara geliyor...
Bu süre de çamur da konuş du, polemik de yapıldı, sosyal medya da bel altı vuruşlar yapıldı..
Ama en sonunda…
Sandık konuşacak.
Ve sandığın söylediği söz, herkesin sözünden daha güçlü olacak.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ercan Akyıldız
BTSO'da son viraj...
BTSO seçimlerine sayılı günler kaldı.
70 komite sandık başına gidecek. Komitelerden seçilecek meclis üyeleri ise ardından BTSO’nun yeni başkanını belirleyecek.
Yani ortada iki aşamalı bir seçim var.
İlk aşamada komiteler, ikinci aşamada ise meclis üyeleri konuşacak.
Ben bu tür seçimlerde en çok bir şeye güvenirim: İş insanının aklına.
Çünkü iş dünyasında insanlar hesabını kitabını bilir. Önüne konulan projeye bakar, geçmişe bakar, söze değil icraata bakar.
Kısacası, “Lafla peynir gemisi yürümez” der ve sandıkta kararını verir.
Burada asıl tartışılması gereken de bu...
Bir tarafta 13 yıldır Bursa Ticaret Borsası’nın başkanlığını yapan Özer Matlı var. Matlı cephesi, bu dönemde borsanın kurumsal yapısının güçlendiğini söylemekten bir adım öteye gidemiyor..
Hatta Borsa yönetimi 2026 yılında 13 yıllık dönemi değerlendirirken Gıda İhtisas OSB ve Karapınar projesini de önümüzdeki dönemin önemli çalışmaları olarak açıklıyor.
Dolayısıyla mesele “hiç proje yapılmadı” demek kadar basit değil. Ama siyasette olduğu gibi iş dünyasında da bir soru sorulur; “Peki bu 13 yılda ne ortaya konuldu?”
İşte bu sorunun cevabını adayların rakamları, projeleri ve somut sonuçları vermeli.
Diğer tarafta İbrahim Burkay ve BTSO yönetiminin ortaya koyduğu 60’ın üzerinde makro proje var. BTSO da 2013'ten bu yana 60’tan fazla makro projenin hayata geçirildiğini resmi açıklamalarında dile getiriyor.
TEKNOSAB’dan BUTEKOM’a, MESYEB’den GUHEM’e, KOBİ OSB çalışmalarından fuarcılık ve eğitim projelerine kadar uzanan geniş bir proje listesi ortaya konuluyor.
Şimdi burada sorulması gereken çok basit:
Seçim sadece "Benim adayım kazansın" üzerinden mi yapılacak, yoksa iki tarafın ortaya koyduğu işlere mi bakılacak?
Bence asıl mesele budur.
Çünkü bir başkanlık yarışında başka birinin projelerini eleştirmek mümkündür. Ama kendi projenizi de ortaya koymanız gerekir. “Onun projesi şöyle, bunun projesi böyle” demek kolay. Zor olan, masaya kendi projenizi koymaktır....Varmı?
Hele ki 60 bin civarında üyesi bulunan büyük bir ticaret ve sanayi odasının başkanlığına talipseniz, işiniz daha da zor.
Çünkü burada “Ben yaparım” demek yetmez.Ne yapacağını, nasıl yapacağını ve ne zaman yapacağını anlatacaksın.
Yoksa iş biraz “Ben seni beğenmedim, o yüzden koltuğu bana ver” noktasına gelir ki, iş dünyası bu hesabı kolay kolay yemez.
Son günlerde bir de Teknosa üzerinden tartışmalar yaşanıyor.Bazı gazetecilerin ve tarafların bu konu üzerinden farklı değerlendirmeler yaptığını görüyoruz.
Fakat seçim atmosferinde her tartışmayı büyütüp sonra da ortaya çıkan gürültünün içinden “mağduriyet” üretmek de çok sağlıklı değil.
Herkes söylediğinin arkasında durmalı. Gazeteci de durmalı, aday da.
Çünkü Bursa küçük bir şehir.
Bugün söylenen sözün yarın kimin karşısına çıkacağını kimse bilemez.O nedenle benim gazetecilere de, adaylara da tavsiyem aynı...Çamuru bırakın, projeye bakın.
Kim ne yaptı?
Kim ne yapacak?
Kim neyi gerçekleştirebilir?
Sorular bunlar.
Gelelim işin biraz daha halk tarafına.
Yüksel Baysal ile 30-40 yıllık tanışıklığımız var. Kendisiyle farklı dönemlerde çok şey konuştuk, tartıştık. Ama gazetecilik başka, dostluk başka. Benim derdim kimseyi hedef göstermek değil.
Fakat desteklediği tarafın geçmişi üzerinden değerlendirme yaparken, iş dünyasının başka kesimlerinin yaşadığı sıkıntıları da görmezden gelmesi kabul edilir bir şey değil...
Yumurta, beyaz et ve yem piyasasındaki fiyat tartışmaları ortada.
Köyde evine birkaç yumurta çıksın diye tavuk besleyen vatandaş bile kendi işinde Tekel olan Matlı grubunun sebebiyet verdiği ekonomik tablodan nasibini alıyor.
Hani eskiler der ya:
“Tavuk bile artık yumurtlarken düşünüyor!”
İşin şakası bir yana, piyasadaki rekabet, fiyatlar ve üreticinin durumu ciddi meselelerdir. Geçmişte kamuoyuna yansıyan ve Özer Matlı'nında gözaltına alındığı “Piliç operasyonu” tartışmalarını da bu nedenle hatırlamak gerekir…
Ama burada da hükmü gazeteci değil, belge ve hukuk verir.
Bir başka önemli ayrıntıyı da unutmayalım.
Özer Matlı'nın BTSO Başkanı olabilmesi için önce bir komiteden seçilerek meclise girmesi gerekiyor.
Sonrasında ise başkanlık seçimi var. Yani daha yolun ilk virajı dönülmüş değil. Dolayısıyla sandığın ne söyleyeceğine de bakmak gerekiyor.
Ben iş insanlarının karar verme kabiliyetine güveniyorum.
Çünkü onlar yıllardır şirket yönetiyor, yatırım yapıyor, istihdam sağlıyor, kriz görüyor, para kazanıyor, para kaybediyor. Kimin sözüne, kimin projesine, kimin geçmişte ne yaptığına bakacaklarını da iyi bilirler.
Şimdi sıra onlara geliyor...
Bu süre de çamur da konuş du, polemik de yapıldı, sosyal medya da bel altı vuruşlar yapıldı..
Ama en sonunda…
Sandık konuşacak.
Ve sandığın söylediği söz, herkesin sözünden daha güçlü olacak.
Varmı ötesi...