Bursa’da gazetecilik yapmak bazen yağmurda yürümeye, bazen de fırtınanın tam ortasında durmaya benzer. Çünkü bu şehirde güzel yapılan her işin yanında yanlışları da görmek, söylemek, hatta yazmak gerekir. Bizim işimiz alkış dağıtmak değil; gerektiğinde “burada bir problem var” diyebilmektir.
Ama gelin görün ki Bursa’da son yıllarda garip bir anlayış gelişti. Bazıları bulunduğu koltuğa değer katmak yerine koltuğun gücünden faydalanmayı tercih ediyor. İktidar kimdeyse onun rüzgârına göre yön değiştirmek, dün başka kapıda bugün başka kapıda görünmek sanki normalleşti gibi...
Oysa bir şehre hizmet etmenin yolu bellidir. Liyakat, bilgi, tecrübe ve samimiyet…
Esasen siyasetçinin görevi de yöneticinin görevi de Bursa’ya değer katmaktır. Yoksa "Koltuğu koruma sanatı" geliştirmek değil.
Rüşvet ve yolsuzluk iddialarıyla Mustafa Bozbey’in tutuklanarak cezaevine gönderilmesinin ardından geçen süreçte Büyükşehir Belediyesi’nde geçmiş dönemle ilgili birçok konu mercek altına alındı. Denetmenler incelemeler yapılıyor, dosyalar açılıyor, bilgiler değerlendiriliyor.
Önümüze gelen bazı bilgiler ise insanın gerçekten “Yahu pes artık” demesine sebep oluyor.
Bu arada hakkını teslim etmek gerekir. Büyükşehir Belediye Başkan vekili Şahin Biba daha önce de söylediğim gibi şu ana kadar “Partizan başkan” görüntüsü vermedi. Kendisiyle oturup uzun uzun konuşmuş değiliz ama belediyede olup bitenleri kamuoyu adına bizde takip ediyoruz. Sanırım zamanı geldiğinde o da gerçek tabloyu Bursa halkıyla paylaşacaktır.
Ancak şu gerçeği de söylemeden geçmeyelim; Bursa’da işler beklenildiği kadar hızlı ilerlemiyor. Teftiş kurulundan istenen evraklar bile hala adresine ulaşmadı.
Bunun sebebi gerçekten her şeyin ince elenip sık dokunması mı, yoksa bazı konularda gereğinden fazla beklenmesi mi, bunu zaman gösterecek.
Ama bir tarafta da başka bir manzara var.
Bazı bürokratlar var ki koltuğunu kaybetmemek için siyasetin önünde mekik dokuyor. Dün başka kapının önünde bekleyenler, bugün yeni adreslerine göre pozisyon alıyor.
İşte kamuoyunda konuşulan isimlerden biri de Ramazan Bük…
İddiaya göre geçmiş dönemde SGK'nın icra servisinde görev yapan Bük, Mustafa Bozbey'in seçilmesinin ardından "Burada bana mobing uygulanıyor" diyerek Büyükşehir Belediyesi bünyesine geçti. O dönem yaşanan süreçte kendisini mağdur olarak anlattığı, sendikal ilişkiler üzerinden destek aradığı ifade edilmişti..
Bugün ise Büyükşehir Belediyesi’nde afet riskleri, kentsel risk analizleri ve planlama gibi oldukça kritik görevlerin bulunduğu bir birimde şube müdür vekili olarak görev yapıyor.
Şimdi insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Bu kadar önemli bir görevde liyakat, uzmanlık ve tecrübe kriterleri nasıl değerlendiriliyor?
Çünkü afet dediğimiz konu öyle sıradan bir masa başı işi değil. Deprem, sel, doğal afetler… Bunlar hata kaldırmayan alanlar.
Bursa gibi deprem gerçeği olan bir şehirde bu koltuklara kimlerin oturduğu, hangi kriterlerle görev yaptığı elbette kamuoyunun merak ettiği bir konular arasındadır..
Geçmişte SGK döneminde vatandaşlarla ilgili işlemler konusunda hiçte hoş anılmayan ve hakkında eleştiriler bulunan bir ismin bugün böylesine kritik bir görevde olması bazı kesimlerde soru işaretleri oluşturuyor. Benden söylemesi..
Çünkü kamu görevi “ben koltuğa oturdum, gerisi önemli değil” anlayışıyla yapılmaz.
Hele hele insanlarla uğraşan görevlerde vicdan, empati ve adalet duygusu en az mevzuat kadar önemlidir.
Bir söz vardır; “Dil keskin bir kılıçtır; kan akıtmazsa da can yakar.”
Ama hayatın da başka bir tarafı vardır.
İnsan bazen söylediği sözlerle, yaptığı davranışlarla kendi hikâyesini yazar.
40 yılla yakın meslek hayatımda öğrendiğim en büyük gerçeklerden biri şu oldu, Herkes göründüğü gibi değildir. Bazıları gerçekten çalışır, bazıları ise sadece iyi rol yapar. Bazıları ise birlikte çalıştığı kurumdaki insanların emeklerini gölgelemek hatta üstünde oturmak ister…
Bugün dünün sert rüzgârlarının ardından yeni iklimlere göre yön alanlar olabilir. Ramazan Bük gibi..
Ama unutulmaması gereken bir şey var... Koltuklar geçicidir, insanların hafızası kalıcıdır. Bir gün gelir, makam kapıları kapanır, geriye insanın bıraktığı iz kalır.
Bursa büyük bir şehir. Bu şehir kimin ne yaptığını, kimin hangi dönemde hangi tarafta durduğunu, kimin kime zulüm ettiğini unutmaz.
Bugün koltuğu korumak için kıble değiştirerek gösterilen çabanın yarın nasıl hatırlanacağını söylemeye bile gerek yok…
Ve son sözümüzü yine bir büyük sözle bitirelim:
“Asalet bir altın idi pul oldu, türlü türlü bedenlere çul oldu; inancın yolu keseden geçeli kimi pula, kimi kula kul oldu.”
Mesele koltukta oturmak değil…Mesele o koltuğa yakışmaktır. Ramazan Bük o koltuğa yakışmıyor... Sorun Bursa sokaklarında mağdur ettiği vatandaşlara...
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ercan Akyıldız
Bursa Büyükşehirde “Bük” koltuk hikayesi...
Bursa’da gazetecilik yapmak bazen yağmurda yürümeye, bazen de fırtınanın tam ortasında durmaya benzer. Çünkü bu şehirde güzel yapılan her işin yanında yanlışları da görmek, söylemek, hatta yazmak gerekir. Bizim işimiz alkış dağıtmak değil; gerektiğinde “burada bir problem var” diyebilmektir.
Ama gelin görün ki Bursa’da son yıllarda garip bir anlayış gelişti. Bazıları bulunduğu koltuğa değer katmak yerine koltuğun gücünden faydalanmayı tercih ediyor. İktidar kimdeyse onun rüzgârına göre yön değiştirmek, dün başka kapıda bugün başka kapıda görünmek sanki normalleşti gibi...
Oysa bir şehre hizmet etmenin yolu bellidir. Liyakat, bilgi, tecrübe ve samimiyet…
Esasen siyasetçinin görevi de yöneticinin görevi de Bursa’ya değer katmaktır. Yoksa "Koltuğu koruma sanatı" geliştirmek değil.
Rüşvet ve yolsuzluk iddialarıyla Mustafa Bozbey’in tutuklanarak cezaevine gönderilmesinin ardından geçen süreçte Büyükşehir Belediyesi’nde geçmiş dönemle ilgili birçok konu mercek altına alındı. Denetmenler incelemeler yapılıyor, dosyalar açılıyor, bilgiler değerlendiriliyor.
Önümüze gelen bazı bilgiler ise insanın gerçekten “Yahu pes artık” demesine sebep oluyor.
Bu arada hakkını teslim etmek gerekir. Büyükşehir Belediye Başkan vekili Şahin Biba daha önce de söylediğim gibi şu ana kadar “Partizan başkan” görüntüsü vermedi. Kendisiyle oturup uzun uzun konuşmuş değiliz ama belediyede olup bitenleri kamuoyu adına bizde takip ediyoruz. Sanırım zamanı geldiğinde o da gerçek tabloyu Bursa halkıyla paylaşacaktır.
Ancak şu gerçeği de söylemeden geçmeyelim; Bursa’da işler beklenildiği kadar hızlı ilerlemiyor. Teftiş kurulundan istenen evraklar bile hala adresine ulaşmadı.
Bunun sebebi gerçekten her şeyin ince elenip sık dokunması mı, yoksa bazı konularda gereğinden fazla beklenmesi mi, bunu zaman gösterecek.
Ama bir tarafta da başka bir manzara var.
Bazı bürokratlar var ki koltuğunu kaybetmemek için siyasetin önünde mekik dokuyor. Dün başka kapının önünde bekleyenler, bugün yeni adreslerine göre pozisyon alıyor.
İşte kamuoyunda konuşulan isimlerden biri de Ramazan Bük…
İddiaya göre geçmiş dönemde SGK'nın icra servisinde görev yapan Bük, Mustafa Bozbey'in seçilmesinin ardından "Burada bana mobing uygulanıyor" diyerek Büyükşehir Belediyesi bünyesine geçti. O dönem yaşanan süreçte kendisini mağdur olarak anlattığı, sendikal ilişkiler üzerinden destek aradığı ifade edilmişti..
Bugün ise Büyükşehir Belediyesi’nde afet riskleri, kentsel risk analizleri ve planlama gibi oldukça kritik görevlerin bulunduğu bir birimde şube müdür vekili olarak görev yapıyor.
Şimdi insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Bu kadar önemli bir görevde liyakat, uzmanlık ve tecrübe kriterleri nasıl değerlendiriliyor?
Çünkü afet dediğimiz konu öyle sıradan bir masa başı işi değil. Deprem, sel, doğal afetler… Bunlar hata kaldırmayan alanlar.
Bursa gibi deprem gerçeği olan bir şehirde bu koltuklara kimlerin oturduğu, hangi kriterlerle görev yaptığı elbette kamuoyunun merak ettiği bir konular arasındadır..
Geçmişte SGK döneminde vatandaşlarla ilgili işlemler konusunda hiçte hoş anılmayan ve hakkında eleştiriler bulunan bir ismin bugün böylesine kritik bir görevde olması bazı kesimlerde soru işaretleri oluşturuyor. Benden söylemesi..
Çünkü kamu görevi “ben koltuğa oturdum, gerisi önemli değil” anlayışıyla yapılmaz.
Hele hele insanlarla uğraşan görevlerde vicdan, empati ve adalet duygusu en az mevzuat kadar önemlidir.
Bir söz vardır; “Dil keskin bir kılıçtır; kan akıtmazsa da can yakar.”
Ama hayatın da başka bir tarafı vardır.
İnsan bazen söylediği sözlerle, yaptığı davranışlarla kendi hikâyesini yazar.
40 yılla yakın meslek hayatımda öğrendiğim en büyük gerçeklerden biri şu oldu, Herkes göründüğü gibi değildir. Bazıları gerçekten çalışır, bazıları ise sadece iyi rol yapar. Bazıları ise birlikte çalıştığı kurumdaki insanların emeklerini gölgelemek hatta üstünde oturmak ister…
Bugün dünün sert rüzgârlarının ardından yeni iklimlere göre yön alanlar olabilir. Ramazan Bük gibi..
Ama unutulmaması gereken bir şey var... Koltuklar geçicidir, insanların hafızası kalıcıdır. Bir gün gelir, makam kapıları kapanır, geriye insanın bıraktığı iz kalır.
Bursa büyük bir şehir. Bu şehir kimin ne yaptığını, kimin hangi dönemde hangi tarafta durduğunu, kimin kime zulüm ettiğini unutmaz.
Bugün koltuğu korumak için kıble değiştirerek gösterilen çabanın yarın nasıl hatırlanacağını söylemeye bile gerek yok…
Ve son sözümüzü yine bir büyük sözle bitirelim:
“Asalet bir altın idi pul oldu, türlü türlü bedenlere çul oldu; inancın yolu keseden geçeli kimi pula, kimi kula kul oldu.”
Mesele koltukta oturmak değil…Mesele o koltuğa yakışmaktır. Ramazan Bük o koltuğa yakışmıyor... Sorun Bursa sokaklarında mağdur ettiği vatandaşlara...