Eskiler ne güzel söylemiş; "Sabreden derviş muradına ermiş." Ama bizim memlekette bazen dervişin sabrı kadar devletin hafızasının da önemi ortaya çıkar. Çünkü devlet denilen şey öyle üç günlük hafızaya sahip değil. Kimi zaman sessiz kalır ölü taklidi yapar, kimi zaman bekler, kimi zaman da hamlesini yapacağı günü kollayıp durur.
İstanbul Başsavcılığı görevinden sonra Adalet Bakanlığı koltuğuna oturan Akın Gürlek'in göreve başlamasıyla birlikte özellikle suç örgütleri, rüşvet çarkları, uyuşturucu baronları, sanal kumar ve bahis şebekeleri üzerinde devletin baskısı daha görünür hale geldi. Vatandaşın da en çok görmek istediği şey bu zaten.
Çünkü bu milletin bir sözü vardır; "Tüyü bitmemiş yetimin hakkı yenmez. Yiyenin de yanına kar kalmamalı.”
Bakıyorsunuz, bir tarafta rüşvet ve yolsuzluk operasyonları hız kazanıyor, diğer tarafta piyasayı istediği gibi yönlendirmeye çalışan kartellere yönelik soruşturmalar geliyor. Beyaz et sektöründe yaşanan gelişmeler de bunun son örneklerinden biri oldu.
Vatandaşın kahvede, pazarda, otobüs durağında söylediği ortak cümle şu; "Geç de olsa devlet çalışıyor."
Aslında toplumun beklentisi çok basit. Kimsenin siyasi görüşüne, makamına, koltuğuna bakılmadan hukuk önünde hesap veriliyor olması.
Tam da bu noktada yıllardır konuşulan bir dosya yeniden gündeme geldi.
Büyük Birlik Partisi'nin merhum lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazası...
Aradan tam 17 yıl geçti.
Kimileri unuttu, kimileri unutturmak istedi. Ama dosya raftan yeniden indirildi.
Hani derler ya:
"Dosya kapanır ama vicdan kapanmaz."
İşte tam da öyle...
Yıllar önce ortaya atılan iddialar, yapılan soruşturmalar, konuşulan isimler yeniden tartışılıyor. Soruşturmanın bundan sonraki sürecinde kimlerin ifadeye çağrılacağına, kimlerin yeniden mercek altına alınacağına elbette yargı karar verecek.
İşin Bursa ayağı ise en az dosyanın kendisi kadar dikkatimi çekti..
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, o dönem helikopter kazasının ardından yürütülen soruşturma kapsamında adı geçen ve kaza-kırım ekibinde görev yaptığı belirtilen K.M. isimli şahıs, tutuklanmış, cezaevinden çıktıktan bir süre sonra da Bursa Büyükşehir Belediyesi'nde göreve başlamıştı…
Bugün hala belediyede görev yaptığı konuşulan bu isimle ilgili herhangi bir suç hükmü bulunup bulunmadığına elbette yargı karar verecek. Ancak dosyanın yeniden gündeme gelmesiyle birlikte o dönem soruşturma kapsamında adı geçen tüm isimlerin yeniden mercek altına alınabileceği yönündeki değerlendirmeler kulislerde yüksek sesle dillendiriliyor.
Hal böyle olunca Bursa'da da birçok kişinin gözü kulağı Ankara'dan gelecek haberlerde.
Çünkü vatandaşın aklındaki soru basit:
"17 yıl sonra açılan bir dosya, acaba hangi kapıları çalacak?" Onu bekleyip göreceğiz.
Ama şunu unutmayalım...
Devlet bazen acele etmez, notunu alır. Dosyasını kaldırır. Zamanı gelince de raftan indirir.
Esasen toplumun beklentisi nettir…Sis dağılsın, gerçekler ortaya çıksın.
Çünkü vatandaş artık şunu biliyor:
Hiçbir şey sonsuza kadar gizli kalmıyor.
Telefonlar değişiyor...
Makamlar değişiyor...
Koltuklar değişiyor...
Ama dosyalar bir gün mutlaka sahibini buluyor.
Devlet bazen ağır yürür ama yürüdüğü zaman da bastığı yeri belli eder.
Bu yüzden yazılarımda hep söylerim; “Devlet deniz gibidir. İstediğiniz kadar içine çöp atın. Bir gün bir dalga gelir, hepsini kıyıya bırakır. Yani iade eder…
İşte o gün herkes kendi attığı çöpü toplamak zorunda kalır.
Adalet önemlidir.
Hukuk önemlidir.
Bir de insanların çoğu zaman unuttuğu ilahi adalet vardır.
Ne beddua ister...
Ne kavga ister...
Ne de intikam...
Sadece zamanı gelince tecelli eder.
Yazımızı bir dostumun anlattığı fıkrayla taçlandıralım…
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ercan Akyıldız
Devletin hafızası da vardır, hesabı da!
Eskiler ne güzel söylemiş; "Sabreden derviş muradına ermiş." Ama bizim memlekette bazen dervişin sabrı kadar devletin hafızasının da önemi ortaya çıkar. Çünkü devlet denilen şey öyle üç günlük hafızaya sahip değil. Kimi zaman sessiz kalır ölü taklidi yapar, kimi zaman bekler, kimi zaman da hamlesini yapacağı günü kollayıp durur.
İstanbul Başsavcılığı görevinden sonra Adalet Bakanlığı koltuğuna oturan Akın Gürlek'in göreve başlamasıyla birlikte özellikle suç örgütleri, rüşvet çarkları, uyuşturucu baronları, sanal kumar ve bahis şebekeleri üzerinde devletin baskısı daha görünür hale geldi. Vatandaşın da en çok görmek istediği şey bu zaten.
Çünkü bu milletin bir sözü vardır; "Tüyü bitmemiş yetimin hakkı yenmez. Yiyenin de yanına kar kalmamalı.”
Bakıyorsunuz, bir tarafta rüşvet ve yolsuzluk operasyonları hız kazanıyor, diğer tarafta piyasayı istediği gibi yönlendirmeye çalışan kartellere yönelik soruşturmalar geliyor. Beyaz et sektöründe yaşanan gelişmeler de bunun son örneklerinden biri oldu.
Vatandaşın kahvede, pazarda, otobüs durağında söylediği ortak cümle şu; "Geç de olsa devlet çalışıyor."
Aslında toplumun beklentisi çok basit. Kimsenin siyasi görüşüne, makamına, koltuğuna bakılmadan hukuk önünde hesap veriliyor olması.
Tam da bu noktada yıllardır konuşulan bir dosya yeniden gündeme geldi.
Büyük Birlik Partisi'nin merhum lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazası...
Aradan tam 17 yıl geçti.
Kimileri unuttu, kimileri unutturmak istedi. Ama dosya raftan yeniden indirildi.
Hani derler ya:
"Dosya kapanır ama vicdan kapanmaz."
İşte tam da öyle...
Yıllar önce ortaya atılan iddialar, yapılan soruşturmalar, konuşulan isimler yeniden tartışılıyor. Soruşturmanın bundan sonraki sürecinde kimlerin ifadeye çağrılacağına, kimlerin yeniden mercek altına alınacağına elbette yargı karar verecek.
İşin Bursa ayağı ise en az dosyanın kendisi kadar dikkatimi çekti..
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, o dönem helikopter kazasının ardından yürütülen soruşturma kapsamında adı geçen ve kaza-kırım ekibinde görev yaptığı belirtilen K.M. isimli şahıs, tutuklanmış, cezaevinden çıktıktan bir süre sonra da Bursa Büyükşehir Belediyesi'nde göreve başlamıştı…
Bugün hala belediyede görev yaptığı konuşulan bu isimle ilgili herhangi bir suç hükmü bulunup bulunmadığına elbette yargı karar verecek. Ancak dosyanın yeniden gündeme gelmesiyle birlikte o dönem soruşturma kapsamında adı geçen tüm isimlerin yeniden mercek altına alınabileceği yönündeki değerlendirmeler kulislerde yüksek sesle dillendiriliyor.
Hal böyle olunca Bursa'da da birçok kişinin gözü kulağı Ankara'dan gelecek haberlerde.
Çünkü vatandaşın aklındaki soru basit:
"17 yıl sonra açılan bir dosya, acaba hangi kapıları çalacak?" Onu bekleyip göreceğiz.
Ama şunu unutmayalım...
Devlet bazen acele etmez, notunu alır. Dosyasını kaldırır. Zamanı gelince de raftan indirir.
Esasen toplumun beklentisi nettir…Sis dağılsın, gerçekler ortaya çıksın.
Çünkü vatandaş artık şunu biliyor:
Hiçbir şey sonsuza kadar gizli kalmıyor.
Telefonlar değişiyor...
Makamlar değişiyor...
Koltuklar değişiyor...
Ama dosyalar bir gün mutlaka sahibini buluyor.
Devlet bazen ağır yürür ama yürüdüğü zaman da bastığı yeri belli eder.
Bu yüzden yazılarımda hep söylerim; “Devlet deniz gibidir. İstediğiniz kadar içine çöp atın. Bir gün bir dalga gelir, hepsini kıyıya bırakır. Yani iade eder…
İşte o gün herkes kendi attığı çöpü toplamak zorunda kalır.
Adalet önemlidir.
Hukuk önemlidir.
Bir de insanların çoğu zaman unuttuğu ilahi adalet vardır.
Ne beddua ister...
Ne kavga ister...
Ne de intikam...
Sadece zamanı gelince tecelli eder.
Yazımızı bir dostumun anlattığı fıkrayla taçlandıralım…
Hırsız çaldığı atı pazara götürmüş.
Bir alıcı çıkmış.
"Bir bineyim de öyle alayım" demiş.
Ata binmiş ve uzaklaşmış.
Gidiş o gidiş...
Akşam kahvede arkadaşları sormuş:
"Atı kaça sattın?"
Hırsız gülmüş:
"Aldığım fiyata verdim."
Bazen hayatın özeti tek cümleye sığıyor….
Fazla söze de zaten hacet kalmıyor...