Binlerce öğrencinin eğitim gördüğü bu köklü kurumun dışarıdan görünen sorunlarını zaman zaman dile getirdik. Güvenlik zafiyetini yazdık, giriş çıkışların kontrol altına alınması gerektiğini söyledik. “Bu kampüs yol geçen hanı değil” dedik.
Sağ olsun, Rektör Prof. Dr. Feridun Yılmaz konuyu dikkate aldı. Güvenlik artırıldı, HGS sistemi kuruldu. Artık kim giriyor, kim çıkıyor belli. Üniversite yavaş yavaş zengin züppelerin at koşturduğu bir alan olmaktan uzaklaşıyor.
Emeği geçenlere teşekkür etmek de bizim işimiz.
Ama…
Bir de üniversitenin içeride, koridor aralarında konuşulan meseleleri var.
Özellikle İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde (İİBF) yaşanan bir olay artık “duydum” değil, bizzat şahit olduğum bir hadise.
Bugüne kadar onlarca mail aldım. Şikâyetlerin çoğu öğrenci işlerinden geliyordu. Açık konuşayım; yoğun gündemde bazen ikinci planda kaldı. Ama bu defa durum farklı.
Bakın;
Sağlık sorunları nedeniyle dilekçe vermek isteyen bir öğrenci, İİBF öğrenci işlerine gidiyor. Beklediği ne? Bir yönlendirme, bir anlayış, en azından insanca bir muamele.
Karşılaştığı ne?
Alaycı tavırlar… Üstten konuşmalar… Küçümseyen bir üslup…
Sonrasında ne mi oldu?
Öğrenci işleri şefi Nesime Büyük’ün tavrı, zaten anksiyete ve panik atak rahatsızlığı olan bu genci daha da tetikliyor. Öğrenci bina çıkışında kriz geçiriyor... Konu farklı yerlere de taşınacak ama.
Şimdi burada duralım!
Bir üniversitenin öğrenci işleri ne demektir? Öğrencinin kapısını en rahat çalması gereken yer değil midir? Derdini anlatmak için “acaba terslenir miyim” diye salavat getirerek girilen bir makam mı olur?
Bakın, akademik kadroya lafımız yok. Uludağ Üniversitesi’nin birçok hocasının nasıl fedakârca çalıştığını biliyorum. Başarı için verilen emeğe şahidim.
Yaşlanmış içi geçmiş, oturdukları koltuğu bile hak etmeyen bir iki memurun tavrı, koskoca fakültenin, bu memlekete hizmet edecek gençleri yetiştirmek için gece uykusuz kalan hocaların emeğini gölgelememeli..
Dekan Prof. Dr. Kadir Yasin Eryiğit hocanın bu konuyu dikkate alacağına inanıyorum. Esasen Fakültede iç huzuru sağlamak da dekanlığın sorumluluğundadır.
Eğer anlatılanlar doğruysa ki ben bir kısmına bizzat şahit oldum burada ciddi bir üslup ve davranış problemi var demektir.
Devlet memurluğu makam değil, hizmet yeridir. Kendi çocuklarına, yakınlarına söz geçiremeyen kendini bilmezler, başkasının çocuklarını hiç aşağılayamazlar. Rencide edemezler.
Kaldı ki,bu ülkenin geleceğini inşa edecek olan öğrencileri azarlamak, küçümsemek, telefonlara çıkmamak, işi yokuşa sürmek o koltuklarda oturan sorumluya yakışmaz. Bursa’dan, şehir dışından, ailesinin tüm imkânlarını zorlayarak gelen gençler o kapılardan içeri girerken zaten bin bir stres taşıyor. Öğrenci işleri öğrenciler için adeta azap yeri olmuş...
Büyüklerim boşuna söylememiş…Bir çuval elmanın içine bir çürük girerse, kokusu bütün çuvala siner.
Dekanlıktan bugün çağrılırsa gider, gördüklerimi anlatırım. O gün orada bulunan öğrenciler de dinlenebilir. Yeretki bu aymazlığa son verilsin...Yeter ki mesele örtülmesin.
Uludağ Üniversitesi köklü bir kurumdur. Bu köklü yapının içinde kimse küçük hesaplarla, egolarla, komplekslerle öğrenci ezemez. O genç beyinlerin ezilmesine de müsaade edilmez. Edilmemeli...
Bundan sonra İİBF de kapsama alanımızda. Kamuoyuyla paylaşmak da bizim görevimiz.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ercan Akyıldız
İİBF'de çürük elma meselesi... Kim bu Nesime…
Uludağ Üniversitesi yeniden kapsama alanımızda.
Binlerce öğrencinin eğitim gördüğü bu köklü kurumun dışarıdan görünen sorunlarını zaman zaman dile getirdik. Güvenlik zafiyetini yazdık, giriş çıkışların kontrol altına alınması gerektiğini söyledik. “Bu kampüs yol geçen hanı değil” dedik.
Sağ olsun, Rektör Prof. Dr. Feridun Yılmaz konuyu dikkate aldı. Güvenlik artırıldı, HGS sistemi kuruldu. Artık kim giriyor, kim çıkıyor belli. Üniversite yavaş yavaş zengin züppelerin at koşturduğu bir alan olmaktan uzaklaşıyor.
Emeği geçenlere teşekkür etmek de bizim işimiz.
Ama…
Bir de üniversitenin içeride, koridor aralarında konuşulan meseleleri var.
Özellikle İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde (İİBF) yaşanan bir olay artık “duydum” değil, bizzat şahit olduğum bir hadise.
Bugüne kadar onlarca mail aldım. Şikâyetlerin çoğu öğrenci işlerinden geliyordu. Açık konuşayım; yoğun gündemde bazen ikinci planda kaldı. Ama bu defa durum farklı.
Bakın;
Sağlık sorunları nedeniyle dilekçe vermek isteyen bir öğrenci, İİBF öğrenci işlerine gidiyor. Beklediği ne? Bir yönlendirme, bir anlayış, en azından insanca bir muamele.
Karşılaştığı ne?
Alaycı tavırlar… Üstten konuşmalar… Küçümseyen bir üslup…
Sonrasında ne mi oldu?
Öğrenci işleri şefi Nesime Büyük’ün tavrı, zaten anksiyete ve panik atak rahatsızlığı olan bu genci daha da tetikliyor. Öğrenci bina çıkışında kriz geçiriyor... Konu farklı yerlere de taşınacak ama.
Şimdi burada duralım!
Bir üniversitenin öğrenci işleri ne demektir? Öğrencinin kapısını en rahat çalması gereken yer değil midir? Derdini anlatmak için “acaba terslenir miyim” diye salavat getirerek girilen bir makam mı olur?
Bakın, akademik kadroya lafımız yok. Uludağ Üniversitesi’nin birçok hocasının nasıl fedakârca çalıştığını biliyorum. Başarı için verilen emeğe şahidim.
Yaşlanmış içi geçmiş, oturdukları koltuğu bile hak etmeyen bir iki memurun tavrı, koskoca fakültenin, bu memlekete hizmet edecek gençleri yetiştirmek için gece uykusuz kalan hocaların emeğini gölgelememeli..
Dekan Prof. Dr. Kadir Yasin Eryiğit hocanın bu konuyu dikkate alacağına inanıyorum. Esasen Fakültede iç huzuru sağlamak da dekanlığın sorumluluğundadır.
Eğer anlatılanlar doğruysa ki ben bir kısmına bizzat şahit oldum burada ciddi bir üslup ve davranış problemi var demektir.
Devlet memurluğu makam değil, hizmet yeridir. Kendi çocuklarına, yakınlarına söz geçiremeyen kendini bilmezler, başkasının çocuklarını hiç aşağılayamazlar. Rencide edemezler.
Kaldı ki,bu ülkenin geleceğini inşa edecek olan öğrencileri azarlamak, küçümsemek, telefonlara çıkmamak, işi yokuşa sürmek o koltuklarda oturan sorumluya yakışmaz. Bursa’dan, şehir dışından, ailesinin tüm imkânlarını zorlayarak gelen gençler o kapılardan içeri girerken zaten bin bir stres taşıyor. Öğrenci işleri öğrenciler için adeta azap yeri olmuş...
Büyüklerim boşuna söylememiş…Bir çuval elmanın içine bir çürük girerse, kokusu bütün çuvala siner.
Dekanlıktan bugün çağrılırsa gider, gördüklerimi anlatırım. O gün orada bulunan öğrenciler de dinlenebilir. Yeretki bu aymazlığa son verilsin...Yeter ki mesele örtülmesin.
Uludağ Üniversitesi köklü bir kurumdur. Bu köklü yapının içinde kimse küçük hesaplarla, egolarla, komplekslerle öğrenci ezemez. O genç beyinlerin ezilmesine de müsaade edilmez. Edilmemeli...
Bundan sonra İİBF de kapsama alanımızda. Kamuoyuyla paylaşmak da bizim görevimiz.
Takipteyiz.