Demokrasi dediğin şey, öyle sadece sandıktan ibaret değildir. Sandık işin giriş kapısıysa, medya da o evin penceresidir. Pencereyi kapatırsan içeride ne olup bittiğini kim görecek?
Ama gel gör ki bizim memlekette medya konusu biraz “aman bana dokunmasın” hassasiyetinde ilerliyor. İş dünyası bu sektöre girerken iki kere düşünüyor, hatta bazen üç kere. Neden? Çünkü siyaset ile medya arasında görünmeyen ama hissedilen bir gerilim var. Kimse açık açık söylemese de herkes biliyor: Medya güçlü olursa, soru sorar. Soru sorarsa, rahatsız eder.
Eskiden bürokratlar rahatsızdı, şimdi siyasetçiler.
Ama kimse kusura bakmasın, herkes işini yapacak. Siyasetçi hizmet edecek, gazeteci de olanı biteni yazacak. “Görmedim, duymadım, bilmiyorum” devri çoktan kapandı. Gerçek gazetecinin sözlüğünde böyle bir cümle yoktur.
Gelelim son günlerin olayına…
Bir belediye başkanı, Ankara’da bir otelde, yanında genç bir hanımefendi… Sonrası malum. Görüntüler ortaya çıkıyor, ortalık karışıyor. Hemen klasik savunma: “Özel hayat!”
İyi de kardeşim, hangi özel hayat?
Sen sıradan bir vatandaş değilsin ki… O koltuğa talip olmuşsun, oturmuşsun. Bu millet sana yetki vermiş. O zaman attığın adıma dikkat edeceksin. “Benim özelim” diyerek işin içinden çıkamazsın.
Vatandaşın aklına ilk gelen soru şu oluyor:
“Benim seçtiğim adam bu mu?”
Bakın mesele hangi partiden olduğu değil. Sağcı, solcu, ortacı… Hiç fark etmez. Bu işin partisi yok, bu işin ahlakı var. Kamu görevindeysen, kamuya karşı sorumlusun. Nokta.
Ama işin en ilginç tarafı ne biliyor musunuz?
Böyle durumlarda suçlu yine medya oluyor.
“Niye yazdın?”
“Niye yayınladın?”
“Niye ortaya çıkardın?”
Eee ne yapsın gazeteci? Çiçek mi dağıtsın?
Bazı siyasetçilerin hayalindeki medya çok net:
“Sus, konuşma, biat et.”
Ama öyle bir dünya da yok artık.
Gerçek gazeteci gördüğünü yazar, duyduğunu araştırır, bildiğini saklamaz. Çünkü onun patronu siyasetçi değil, halktır.
Bir de şu var…
Eskiden “kartel medya” tartışmaları vardı. Şimdi farklı bir boyuta evrildi iş. Ekonomi, siyaset, medya üçgeninde sıkışan yapılar… Baskı, beklenti, denge derken işin özü kayboluyor.
Ama şunu kimse unutmasın:
Bu devlet delikanlıdır
Bu devlet unutmaz.
Bu millet de unutmaz.
Kim bu milletin hakkına giriyorsa, kim emanete ihanet ediyorsa günü gelir hesabını verir. Bugün değilse yarın.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ercan Akyıldız
“Ne özel hayatmış be!”
Demokrasi dediğin şey, öyle sadece sandıktan ibaret değildir. Sandık işin giriş kapısıysa, medya da o evin penceresidir. Pencereyi kapatırsan içeride ne olup bittiğini kim görecek?
Ama gel gör ki bizim memlekette medya konusu biraz “aman bana dokunmasın” hassasiyetinde ilerliyor. İş dünyası bu sektöre girerken iki kere düşünüyor, hatta bazen üç kere. Neden? Çünkü siyaset ile medya arasında görünmeyen ama hissedilen bir gerilim var. Kimse açık açık söylemese de herkes biliyor: Medya güçlü olursa, soru sorar. Soru sorarsa, rahatsız eder.
Eskiden bürokratlar rahatsızdı, şimdi siyasetçiler.
Ama kimse kusura bakmasın, herkes işini yapacak. Siyasetçi hizmet edecek, gazeteci de olanı biteni yazacak. “Görmedim, duymadım, bilmiyorum” devri çoktan kapandı. Gerçek gazetecinin sözlüğünde böyle bir cümle yoktur.
Gelelim son günlerin olayına…
Bir belediye başkanı, Ankara’da bir otelde, yanında genç bir hanımefendi… Sonrası malum. Görüntüler ortaya çıkıyor, ortalık karışıyor. Hemen klasik savunma: “Özel hayat!”
İyi de kardeşim, hangi özel hayat?
Sen sıradan bir vatandaş değilsin ki… O koltuğa talip olmuşsun, oturmuşsun. Bu millet sana yetki vermiş. O zaman attığın adıma dikkat edeceksin. “Benim özelim” diyerek işin içinden çıkamazsın.
Vatandaşın aklına ilk gelen soru şu oluyor:
“Benim seçtiğim adam bu mu?”
Bakın mesele hangi partiden olduğu değil. Sağcı, solcu, ortacı… Hiç fark etmez. Bu işin partisi yok, bu işin ahlakı var. Kamu görevindeysen, kamuya karşı sorumlusun. Nokta.
Ama işin en ilginç tarafı ne biliyor musunuz?
Böyle durumlarda suçlu yine medya oluyor.
“Niye yazdın?”
“Niye yayınladın?”
“Niye ortaya çıkardın?”
Eee ne yapsın gazeteci? Çiçek mi dağıtsın?
Bazı siyasetçilerin hayalindeki medya çok net:
“Sus, konuşma, biat et.”
Ama öyle bir dünya da yok artık.
Gerçek gazeteci gördüğünü yazar, duyduğunu araştırır, bildiğini saklamaz. Çünkü onun patronu siyasetçi değil, halktır.
Bir de şu var…
Eskiden “kartel medya” tartışmaları vardı. Şimdi farklı bir boyuta evrildi iş. Ekonomi, siyaset, medya üçgeninde sıkışan yapılar… Baskı, beklenti, denge derken işin özü kayboluyor.
Ama şunu kimse unutmasın:
Bu devlet delikanlıdır
Bu devlet unutmaz.
Bu millet de unutmaz.
Kim bu milletin hakkına giriyorsa, kim emanete ihanet ediyorsa günü gelir hesabını verir. Bugün değilse yarın.
Son olarak şunu ifade etmek istiyorum,
Seçilmişsen dikkat edeceksin.
Yok “ben bildiğimi yaparım” diyorsan…
O zaman kusura bakma.
Ne diyelim…
“Ne özel hayatmış be!”