İmam mezarlıkta telkin verirken köyün delisi gelmiş, mezara doğru eğilmiş ve şöyle demiş:
“Haramın ve yalanın yoksa korkma!”
Şimdi bu sözü nereye bağlayacağımı sanırım herkes anladı.
Türkiye son yıllarda birçok alanda önemli mesafeler aldı. Ama vatandaşın pazara çıktığında karşılaştığı fiyatlara bakınca insanın aklına ister istemez şu soru geliyor; Bu gelişme pazara niye uğramıyor kardeşim?
Bir gün domates başka, ertesi gün biber başka fiyat. Tarladan çıkan ürünle vatandaşın fileye koyduğu ürün arasında öyle bir fiyat farkı oluşuyor ki insan bazen pazarcıya değil, hesap makinesine bakmak zorunda kalıyor.
Demek ki ticaret yapmak başka, vatandaşı çaresiz bırakacak şekilde fırsat kollamak başka.
Tam da bu noktada devletin son operasyonu dikkat çekici.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamasına göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen “tarladan markete fiyat yolculuğu” soruşturmasında yaklaşık 1.029 çiftçinin beyanına başvuruldu. Hal Kayıt Sistemi ve Çiftçi Kayıt Sistemi verileri incelendi, Vergi Denetim Kurulu da kapsamlı bir çalışma yaptı. Soruşturmada bazı büyük tedarikçilerin ürün arzını düşük, maliyetleri yüksek gösterdiği ve sahte müstahsil makbuzlarıyla gerçek dışı maliyet oluşturduğu yönünde tespitlere ulaşıldığı açıklandı.
Sonra düğmeye basıldı.
22 ilde 109 adrese operasyon yapıldı, 41 yönetici hakkında gözaltı kararı verildi. Son gelişmede 38 şüphelinin tutuklandığı açıklandı. Elbette son sözü hukuk söyleyecek.
Bursa da soruşturmanın kapsamındaki illerden biri olarak gündeme geldi.
Şimdi asıl merak edilen şu:
Bu operasyon pazara nasıl yansıyacak?
Vatandaşın cebine gerçekten nefes aldıracak mı?
Çünkü vatandaşın hesabı basit; Tarlada 5 lira olan ürün pazarda 55 liraya nasıl geliyor?
Aradaki 50 lira nerede kayboluyor?
İşte devletin yaptığı soruşturmanın cevabını aradığı mesele de tam olarak burada.
Bir ürünü üreticiden alırken başka, halden çıkarken başka, pazara gelince bambaşka fiyat görmek artık vatandaşın kaderi olmamalı.
Ticarette elbette kar olacak. Kimse “para kazanmayın” demiyor.
Ama “para kazanacağım” derken vatandaşın cebine el uzatmayın deniliyor.
Çünkü ticaretin de bir sınırı, kazancın da bir vicdanı olmalı. Okulda çocuklara “3 yanlış 1 doğruyu götürür” derler.
Ama ticarette hesap biraz farklı:
Bir yanlış, bütün ticaretin itibarını götürür.
Hele bir de işin içinde sahte belge, gerçek dışı maliyet, fiyat manipülasyonu gibi iddialar varsa mesele sadece para meselesi olmaktan çıkar.
İtibar gider, Güven gider, Esnafın adı lekelenir, Piyasanın dengesi bozulur,En sonunda da faturayı yine vatandaş öder.
Şimdi devletin yaptığı operasyonun ardından gözler pazarda.
Bakalım bundan sonra kim cesaret edip de 5 liraya aldığı ürünü 55 liraya “nasıl olsa vatandaş mecbur” diyerek satmaya kalkacak?
Devlet vatandaşın cebine dokunan noktayı görmüş durumda.
Şimdi sıra hukukta.
Soruşturma devam ediyor, son sözü yargı söyleyecek.
Ama bir gerçek var:
Vatandaşın teline hangi noktadan dokunursanız, devlet de o noktaya mercek tutmaya başladı. Bence olması gereken de bu.
Çünkü ticaretin temeli para değil, güvendir.
Para bugün vardır, yarın yoktur.
Ama güven bir kere kayboldu mu, yerine koyması çok zordur.
Kısacası…
Haramın, yalanın yoksa korkma...
Ama varsa da artık dikkatli ol!
Çünkü pazarda terazinin bir kefesinde ürün, diğer kefesinde vatandaşın hakkı var.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ercan Akyıldız
Tarladan pazara mercek altında…
Köyün birinde cenaze olmuş.
İmam mezarlıkta telkin verirken köyün delisi gelmiş, mezara doğru eğilmiş ve şöyle demiş:
“Haramın ve yalanın yoksa korkma!”
Şimdi bu sözü nereye bağlayacağımı sanırım herkes anladı.
Türkiye son yıllarda birçok alanda önemli mesafeler aldı. Ama vatandaşın pazara çıktığında karşılaştığı fiyatlara bakınca insanın aklına ister istemez şu soru geliyor; Bu gelişme pazara niye uğramıyor kardeşim?
Bir gün domates başka, ertesi gün biber başka fiyat. Tarladan çıkan ürünle vatandaşın fileye koyduğu ürün arasında öyle bir fiyat farkı oluşuyor ki insan bazen pazarcıya değil, hesap makinesine bakmak zorunda kalıyor.
Oysa mesele sadece ekonomi değil.
Mesele biraz da ticaret ahlakı.
Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’in, “Bizi aldatan bizden değildir” anlamındaki hadisi hepimizin kulağında.
Demek ki ticaret yapmak başka, vatandaşı çaresiz bırakacak şekilde fırsat kollamak başka.
Tam da bu noktada devletin son operasyonu dikkat çekici.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamasına göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen “tarladan markete fiyat yolculuğu” soruşturmasında yaklaşık 1.029 çiftçinin beyanına başvuruldu. Hal Kayıt Sistemi ve Çiftçi Kayıt Sistemi verileri incelendi, Vergi Denetim Kurulu da kapsamlı bir çalışma yaptı. Soruşturmada bazı büyük tedarikçilerin ürün arzını düşük, maliyetleri yüksek gösterdiği ve sahte müstahsil makbuzlarıyla gerçek dışı maliyet oluşturduğu yönünde tespitlere ulaşıldığı açıklandı.
Sonra düğmeye basıldı.
22 ilde 109 adrese operasyon yapıldı, 41 yönetici hakkında gözaltı kararı verildi. Son gelişmede 38 şüphelinin tutuklandığı açıklandı. Elbette son sözü hukuk söyleyecek.
Bursa da soruşturmanın kapsamındaki illerden biri olarak gündeme geldi.
Şimdi asıl merak edilen şu:
Bu operasyon pazara nasıl yansıyacak?
Vatandaşın cebine gerçekten nefes aldıracak mı?
Çünkü vatandaşın hesabı basit; Tarlada 5 lira olan ürün pazarda 55 liraya nasıl geliyor?
Aradaki 50 lira nerede kayboluyor?
İşte devletin yaptığı soruşturmanın cevabını aradığı mesele de tam olarak burada.
Bir ürünü üreticiden alırken başka, halden çıkarken başka, pazara gelince bambaşka fiyat görmek artık vatandaşın kaderi olmamalı.
Ticarette elbette kar olacak. Kimse “para kazanmayın” demiyor.
Ama “para kazanacağım” derken vatandaşın cebine el uzatmayın deniliyor.
Çünkü ticaretin de bir sınırı, kazancın da bir vicdanı olmalı. Okulda çocuklara “3 yanlış 1 doğruyu götürür” derler.
Ama ticarette hesap biraz farklı:
Bir yanlış, bütün ticaretin itibarını götürür.
Hele bir de işin içinde sahte belge, gerçek dışı maliyet, fiyat manipülasyonu gibi iddialar varsa mesele sadece para meselesi olmaktan çıkar.
İtibar gider, Güven gider, Esnafın adı lekelenir, Piyasanın dengesi bozulur,En sonunda da faturayı yine vatandaş öder.
Şimdi devletin yaptığı operasyonun ardından gözler pazarda.
Bakalım bundan sonra kim cesaret edip de 5 liraya aldığı ürünü 55 liraya “nasıl olsa vatandaş mecbur” diyerek satmaya kalkacak?
Devlet vatandaşın cebine dokunan noktayı görmüş durumda.
Şimdi sıra hukukta.
Soruşturma devam ediyor, son sözü yargı söyleyecek.
Ama bir gerçek var:
Vatandaşın teline hangi noktadan dokunursanız, devlet de o noktaya mercek tutmaya başladı. Bence olması gereken de bu.
Çünkü ticaretin temeli para değil, güvendir.
Para bugün vardır, yarın yoktur.
Ama güven bir kere kayboldu mu, yerine koyması çok zordur.
Kısacası…
Haramın, yalanın yoksa korkma...
Ama varsa da artık dikkatli ol!
Çünkü pazarda terazinin bir kefesinde ürün, diğer kefesinde vatandaşın hakkı var.
Ve o teraziye artık devlet de bakıyor….