SON DAKİKA
Hava Durumu

BU KUTUNUN İÇİNDE BİRİ VAR!.

Yazının Giriş Tarihi: 20.02.2020 10:59
Yazının Güncellenme Tarihi: 20.02.2020 10:59

   İlk aklımda kalan,
   ‘Yassıada Saati’ idi.
   Büyükler, bizim uzanamayacağımız yere, genelde duvara sabitlenmiş bir rafa koydukları bu “kutu”nun etrafına toplanır, 27 Mayıs 1960 saat 05.25’te yapılan askeri darbe anonsuyla başlayan Yassıada sürecini, Adnan Menderes ve arkadaşlarının davasını takip ederlerdi.
   Radyo o yıllar çok önemliydi..
   Sonrasında; 12 Mart Muhtırası’ndan sonra yargılanan Deniz Gezmiş’in yaptığı savunma da radyodan yayınlandı. 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs’a müdahale de ilk Başbakan Ecevit tarafından radyodan duyuruldu. 12 Eylül 1980, sabaha karşı 04.00’da TRT, İstiklal Marşı’nın çalınmasıyla yayına geçti. Harbiye Marşı çalındı. TRT Radyo spikeri Mesut Mertcan, Kenan Evren imzasıyla yayınlanan Milli Güvenlik Konseyi’nin bildirilerini okudu, Hasan Mutlucan‘ın davudi sesinden “Yine de Şahlanıyor” türküsü günlerce yine radyodan çalındı.
   Öncesinde; İstanbul Radyosu’nun ilk naklen yayını, 3 Şubat 1932’de Atatürk‘ün isteği ile Ayasofya Camii’nden Kadir Gecesi okunan Türkçe ezanla başladı ve Mevlit’le devam etti. Kore Savaşı sırasında yapılan özel yayınlar, asker yakınları ile Kore’de bulunan askerler için özel öneme sahipti. Ankara Radyosu her gün saat 12.15’te Kahramanlar Saati programını yayınlardı. 1953 yılında Atatürk‘ün naaşı geçici kabirden alınıp Anıtkabir’e nakledildi. Spikerler Can Okan, Tarık Gürcan, Behçet Kemal Çağlar töreni radyodan anlattı.
   Radyo, Türkiye’de ilk kez 6 Mayıs 1927’de Sirkeci Büyük Postane bodrumunda yayına başladı.       
   Toplumu eğitmek, bilgilendirmek ve eğlendirmek amacıyla..
   Üzerine ilk dantel örtüyü kim koymuştur bilinmez ama “o kutular” onsuz olmazdı.
   Radyo bana da fasılı sevdiren bir kutuydu.
   Yaz tatiline gittiğim Edirne’de dedem Sadullah Usta, saat 17.00’de “Ajans” haberlerini dinledikten sonra akşam kahvesini içerken, “Nedime aç bakalım şu mendeburun sesini” diyerek 15-20 dakikalık fasıl programını dinlerdi.
   Beni de çok etkilemişti. Hala, nerede fasıl çalsa, dedemle dinlerim..
   İleri yıllarda; “Arkası yarın”lar, “Zeki Müren saati”, “Radyo Tiyatrosu”, “Uğurlugiller Ailesi”, “Yurttan sesler”, “Orhan Boran ve Yuki”… Hafta sonları Halit Kıvanç, Necati Karakaya, Orhan Ayhan anlatımlı maçlar için de o kutuya adeta yapışırdık.
   Radyo evden biri, bir dosttu.. O “Radyolu Günler”i anıp da iç geçirmeyen yoktur. Bizim nesilde hangimiz bu kutudan çıkan seslere şaşırmamıştır, “içinde birileri var” dememiştir.
   Bu kutular, çok değerli dostlardı.
   Almak, eve özenle getirmek bir prestij kaynağıydı.
   Herkeste yoktu, “Onların radyosu var” dedirtirdi. “Radyo söyledi” sözüyle akan sular dururdu. Radyonun söylediği her şey doğru kabul edilirdi.
   1950’lerden sonra ederi ucuzlamaya başladı, vericileri güçlendi, evlerimizin başköşelerine iyice kuruldu. Kısa dalga uzun dalga pek bilinmiyor ama cızırtı kulakları tırmalıyordu.
   Kış günleri sobanın üstünde kestane pişerken, hane halkıyla birlikte dinlenen müzikler, oyunlar, konserler… “Ahmet Üstün’den, Zeki Müren’den, Müzeyyen Senar’dan şarkılar dinlediniz”ler..    
   60’lar radyonun altın yılları. Musikinin en iyileri, radyo tiyatroları ve özenli programlar.    
   Memlekete, dünyaya dair her şey bu kutunun içinden çıkıyor.
   Anlatsak, kitaplara sığmaz.
   Bir süre sonra dantel örtüler, TV’lerin üzerine terfi ettiler. Radyo direniyor, ama 80’lerde renkli televizyonun da devreye girmesiyle radyo ile aramız iyice açılıyor. Radyo gözden düşüyor. O sırada özel radyolar çıkıyor. Özellikle müzik programlarıyla yine onlara sarılıyoruz. Ama nereye kadar.. Televizyon bağımlısı oluyoruz.
   Ya şimdi, akıllı telefonlar, internet her şeyden öte..
   Ama söyleyin, geçmişin o tadı var mı?

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.