SON DAKİKA
Hava Durumu

Kuşaktan Kuşağa-Mustafa Bozbey

Yazının Giriş Tarihi: 21.03.2023 11:27
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.03.2023 11:27

Genç muhabirimiz Kerem Çelebi’nin “Kuşaktan Kuşağa söyleşi” serisinde  konuğu bu defa CHP Büyükşehir Belediye Başkan adayı,Nilüfer belediyesinin bir önceki, dönem Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’di…

14 Mayıs’da yapılacak seçimlerin kaderini belirleyecek Z kuşağında yer alan Genç muhabirimiz Kerem Çelebi,Bursa siyasetinin önemli aktörlerinden Mustafa Bozbey’le konuştu..Keyifle okuyacağınız sohbettin ayrıntılarında anlaşılan Bozbey daha çoook konuşulacak…

Söyleşi..Kerem Çelebi

 

+Kuşaktan Kuşağa’nın yeni bölümüne hoş geldiniz. Ben Kerem Çelebi. Bugün konuğum Sayın Mustafa Bozbey. Efendim hoş geldiniz.

-Hoş bulduk. Asıl siz hoş geldiniz. Sizi de hoş gördük.

+Bizi de burada ağırladığınız için de teşekkür ederiz. O zaman ilk sorumla başlıyorum. Siz 1999-2019 yılları arasında 20 yıl Nilüfer Belediye başkanlığı yaptınız. Başkanlığınız süresince 1999 depremi başta olmak üzere birçok deprem geçirdiniz. Nilüfer’in de son 20 yılında her yapının izninin altında imzanız var. Olası bir depremde Nilüfer’i bekleyen riskler nelerdir? Nilüfer hakkında içiniz rahat mı?

-Öncelikle bizi izleyen, okuyan, dinleyen herkese sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum. Sağlıklı ve güzel yarınlar diliyorum. Tabii ki deprem bizim coğrafyamızın bir gerçeği. En önemli 2 fay hattı coğrafyamızdan geçiyor. Birisi Kuzey Anadolu fay hattı, diğeriyse Doğu Anadolu fay hattı. Bunlarla ilgili devletin ilgili kurumları araştırmalar yaptılar ve yapıyorlar. 1999 depremini yaşamış bir kişiyim. Daha 4 aylık belediye başkanıyken yaşadım.

Ve hiç unutmuyorum, o depremde gökyüzü bembeyaz olmuştu. Bunu canlı gören insanlardan biriyim. Depremin gerçeğini de bilen bir kişiyim. Çünkü inşaat yüksek mühendisiyim ben. Mesleğim gereği biliyorum. Deprem öldürmez, ama yapılar öldürür. Onu da bilenlerdenim. Ancak tabii ki devletin, ilgili bakanlıkların yıllardır yapmış olduğu çalışmaların yerel yönetimlerle de paylaşılarak, yer seçiminden projesine, denetimine kadar planlanarak uygulanması gerektiğine inanan ve buna sonuna kadar da hassasiyet gösteren bir insanım.

1999 depremi gerçekten ülkemizi çok etkiledi. Özellikle de Marmara bölgesinde olması, ki biliyorsunuz bölgemiz ülke ekonomisinin yüzde 70’ini oluşturuyor, gelecekte de olabileceğine dair bilim insanlarınca uyarıldık. Bugüne gelirsek, 6 Şubat depremi oldu, olacağı biliniyordu. 1999’da 17 Ağustos’ta deprem oldu, 12 Kasım’da bir daha oldu Düzce’de. Sonrasında da Türkiye’nin birçok yerinde depremler oldu. Deprem bir gerçek diye söze başladık. 1999’da her şeyin değişeceğine dair belirtiler aldık. Ben de belediye başkanıydım. O dönem kanunların, yasaların, tüzüklerin, yönetmeliklerin değiştiğine şahit oldum. Bir milat olarak adlandırıldı. Ama sonrasında gelen hükümetin, bakanların ve yöneticilerin yapmaları gerekenler maalesef yapılmadığından bugün 6 Şubat felaketini yaşadık. Bölgeyi bir günde 2 büyük deprem salladı. Ardından, hemen birkaç gün sonra, üçüncü kez sallandı. Depremin bu kadar çok can ve mal kaybına sebep olmasının en büyük sorunlusu bu yöneticilerdir. Sebebi bu. Hazırlıklı olunamadı. Hazırlık yapılamadı. Sonuçta toplum bu gerçekle karşılaştı ve bir kez daha yüzleşti. Şu an inanın herkes depremden korkuyor. 1999’dan beri 24 yıl geçmiş. Neredeydiniz? Nerelerdeydiniz? Devletin ilgili kurumları. Ne yaptınız? Ne gibi hazırlıklar yaptınız?

+ Devletin her kurumu koordine olarak çalışmalı mı diyorsunuz?

-Kesinlikle. Hazırlanan raporlar var. Ancak rafta duran rapor, depremde fayda sağlamıyor. Siz öncelikli olarak deprem öncesi yapılması gerekenleri yapmak zorundasınız. Sonra, deprem anında yapılması gerekenler var. Bunları planlamak zorundasınız. Depremden sonra yapılması gerekenler var. Onlar konusunda da hazırlıklı olmak zorundasınız. İki kere iki dört. Birçok kent şehir planı yapıyor. Bakanlıklar bize “Bu alana imar planı yapamazsınız.” diye denetim yapmıyor. Kesinlikle başıboş bırakıldı. 6 Şubat depremini düşünün. Tüm kentler Doğu Anadolu fay hattı üzerinde. Bilim insanları da diyorlar ki “Fay hattı üzerine bina yapılamaz.” Yapıldı mı? 15-16 katlı binalar yapıldı. Kim bunları yaptı? Belediyeler. Kamuoyunun önüne belediyeleri atacaklar. Tamam da, bakanlıklar o belediyeleri denetlemiyor mu? Belediyeler imar planı yaparken, bakanlıklardan izin almıyor mu? Alıyor. Örneğin Nilüfer’de bir plan yapacaksınız. Birçok kurumdan görüş alıyorsunuz. “Buraya plan yapacağız bize görüşünüzü bildirin.” diyorsunuz. Bu görüşü bakanlıklardan, ilgili müdürlüklerden alıyorsunuz. Bakanlıklardan izin almadan zaten projeye başlayamıyorsunuz. Planını bile yapamazsınız. Bakanlık onay veriyor. Siz de o planı oraya yapıyorsunuz. Bugün kimse tekleştirerek suçlu aramasın. İlk sırada bakanlık suçlu, yer seçimini yapıyor.

İkinci sırada jeolojik durum ve zemin araştırması, belediye ve bakanlık ortak suçlu. Üçüncü sırada müteahhit suçlu, zemine göre ve doğru hesapla inşaat yapması lazım. Kolon sistemini düzgün yapması lazım. Zeminin taşıyabileceği kadar kat çıkması lazım. Dördüncü sırada yine belediye suçlu, denetlemede sorun var. Beşinci sırada çalışanlar suçlu, inşaat sektöründe çalışanlara çalışma ehliyeti zorunluluğu getirilmesi lazım. Biz inşaatta çalışan, demir bağlayan, betonu döken işçilerimizi nitelikli hale getirmek ve sonrasında sertifikalandırarak çalıştırmamız gerekiyor. Çünkü deprem bölgesinde görüyoruz.

Ben 1999’da da gördüm aynı hataları. Neticede şu an da o bölgeye sık sık gidip geliyorum. Şimdi daha da net gördüm. Denetim hatası var. İmalat hataları var. Ondan sonra tek sorumlu müteahhit. Müteahhit,  neticede yüklenici. Adı üzerinde taahhüt eden.  Yani parayı verip iş yaptıran. Eğer müteahhit denetim firmasıyla başka bir ilişkiye girip, denetlemeyi engellemişse denetim firmasının bunu rapor edip inşaatı mühürletmesi gerekiyor. Bu yıkılan binaların birçoğu 1999 öncesinde. O zaman bu denetim mekanizması yoktu. Ama dediğim gibi burada sadece bir grup suçlu değil. Birçok suçlu var arada. Başta devlet olmak üzere. Umarım bu depremle ilgili son felaket olmuş olur. Yani 1999’u milat yapamadık, gelin 6 Şubat 2023’ü milat yapalım. Yapalım ki insanlar korkmadan, sağlıkla, huzurla yaşamlarını sürdürsünler. Bunlar yetmezmiş gibi, bir de her 3-5 yılda bir imar afları çıkarıyorlar. Oldum olası imar affına karşı çıkmışımdır. Yapmayın, doğru değil dedim. Ama yapıldı mı? Yapıldı. Deprem bölgesinde şu an imar affından yararlanan yapıların büyük çoğunluğu çökük vaziyette. Çünkü mühendislik hesapları yapılmamış. Kaçak yapılmış ya da üstüne kaçak kat çıkılmış. Bu binalar çökmüş. İnsanlar ölmüş içinde. Bir insan hayatının önemi o kadar fazla ki.

Bir insan yaşamının tüm binalardan daha çok önemi var. 50.000 canımızı kaybettik. 100 milyar dolar da maddi zarar var. Yazıktır, günahtır. Deprem öncesi, sırası ve sonrasında yapılması gerekenlerle ilgili bilgi vereceğim ben şimdi. Öncesinde tüm binalarda tespitlerin yapılması, yapılardan hasarlı olanlarının tahliye ve yıkımının yapılması, imar planlarının fay hatlarına göre yapılması, fay hattı alanlarınınsa tamamen yeşil alanlara dönüştürülmesi, yoğunlaşmanın önlenmesi gerekiyor. Bursa üzerinden konuşursak, olası bir depremde, Hatay’dan, Antep’ten, Maraş’tan çok daha beter oluruz. Nilüfer belediyesi bu deprem öncesi yapılması gerekenlerin önemli bir kısmını yaptı. Devam etmesi lazım. Halkın bilinçlendirilmesi gerekiyor. İlkokuldan başlayarak deprem eğitimlerinin verilmesi gerekiyor. Halk bilinçlendirilip hazırlanmalı. Bunula birlikte, eğer yıkılan bina varsa, ilk müdahaleyi yapabilmek için mahalle afet gönüllüleri oluşturulmalı.

Biz Nilüfer bazında NAK’ı (Nilüfer Arama Kurtarma) kurduk. Ve her mahalleye mutlaka mahalle nüfusuna endeksli olarak mahalle afet konteynerleri konulmalı. Profesyoneller gelinceye kadar, en azından birkaç kişiyi kurtaracak ya da kurtulanları hayatta tutacak kadar malzeme bulunduracak bir yer. Çadır gibi, su gibi, kazma kürek gibi, jeneratör gibi malzemeler bulunacak. O kadar önemli ki. Şu an deprem bölgesindeki insanlarla konuşuyoruz. “Kalemle, ahşapla, betonla beton parçalarını kırmaya çalıştık.” diyorlar. Kaldıramıyoruz çünkü, kesilmesi lazım. Ama o mahallede öyle bir konteyner olsaydı, şimdi belki bu kadar insanımız ölmemiş olacaktı. İlk 3-5 saatte kurtarılanlar olacaktı. Bakın Nilüfer örneği var burada. NAK gibi kurumlar kurulup, afetlere önlemler alınmalıdır. Afeti de sadece deprem gibi düşünmeyelim. Sel de bir afettir. Yangın da bir afettir. Sel hem de çok beter bir afettir. Su, kaldırır atar. Kapar götürür. Yerle bir eder. Biz Nilüfer’de afet eğitim merkezi kurduk. Yangın için de eğitim verdik. Herkes yangında ayağa kalkıp koşmaya çalışıyor. Boğulursunuz. Yere yatıp sürünmeniz gerek. Depremde mesela ilk 3 gün neye ihtiyaç olur. Kurtulan insanların en acil ihtiyaçları nelerdir? İlk gün su, ikinci gün tuvalet, üçüncü gün gıda. Hemen ardından çadır ihtiyacı var. Nilüfer bu bakımdan depreme belki de en hazırlıklı kenttir. Zemin açısından da çok sorunlu bölgemiz yok.

+Özlüce bölgesi sorunlu mu? Çünkü buranın zemininin bataklık olduğu iddia ediliyor.

-Her zemine inşaat yapılabilir. Bunu inşaat yüksek mühendisi olarak söylüyorum. Zemini iyi tanırsanız, her türlü inşaatı yaparsınız. İnşaatı da bu bilinen zemin üzerine doğru mühendislik hesabıyla yaparsınız. Zemine göre inşaat yapılırsa sorun olmaz. Bizim üniversitede bir hocamız vardı. Derdi ki: “Depremin yükünü alacak perdeler yapın. Sadece kolon sistemi yaparsanız, en iyi ihtimalle bina hasar alır. Bazı bölgelere x-y düzeyinde, depremin yükünü alacak perdeler koyun.” Ben bu depremde gittim gördüm. Perdeli sistemli yapıların büyük çoğunluğu hasarsız dimdik ayakta. Küçük zararlar var ama içindeki insanlar kurtulmuş. Hangileri göçmüş? Kaçaklar, zemine göre inşaat yapılmayanlar ve kolon sistemi olup altında dükkan olanlar. Kısacası, deprem bizim bir gerçeğimiz. Hazırlıklı olmak zorundayız. Deprem anına, sonrasına ve öncesine hazırlıklı olmak zorundayız. Bunu kentimizde yaşayan herkesin bilmesi gerekiyor. Eğitimleri herkesin alması gerekiyor. Ama ne olursa olsun bir afetle topyekûn mücadele edilmesi gerekiyor.

+ Siz 2024 yılındaki yerel seçimler için Bursa Büyükşehir Belediyesi adaylığınızı açıkladınız. Şayet seçilirseniz Bursa’da neler değişecek?

– Bursa 3,2 milyon nüfuslu bir şehir. Tabii sığınmacıların varlığını da hesaba katarsak nereden baksanız 4 milyonluk bir kent. Yoğunluğu merkezde. 2,7-2,8 milyon kadar insan merkezde yaşıyor. Yani merkezi çok yoğun bir şehir. Bursa’nın bir kere tamamen planlanması gerekiyor. Şimdiye kadar yapılan planların da revize edilmesi gerekiyor. Afet açısından, doğa açısından tamamen planlanması gerekiyor. Artık Bursa’da kaçak inşaat diye bir sözün geçmemesi gerekiyor.

Bursa’nın önemli sorunları var. Ulaşım, çevre, trafik, planlama, sanayileşme gibi inanılmaz sorunları var. İşte biz ekibimizle bu sorunları tek tek ele alıyoruz. Bursa’yı nasıl yeniden “Yeşil Bursa” haline getirebiliriz? Şu an en büyük hazırlığımız bu. Çünkü gidin bugün Uludağ’ın yamaçlarından bakın, maalesef gri bir Bursa var. O yetmiyor, hava kirliliği olan bir Bursa var. Lodosun esmediği zamanlarda kentin üzerinde gri bir tabaka var. Halkı, hava kirliliğinden dolayı sağlık sorunları yaşayan bir Bursa’dan bahsediyoruz. O havayı biz teneffüs ediyoruz. Hastanelere baktığımız zaman, ki ben bu bilgileri düzenli olarak almaya çalışıyorum, enfeksiyon hastalıklarında müthiş bir artış gözlemliyoruz. En önemli sebebi hava kirliliği. Çünkü hava kirliliğinin yüksek seyrettiği aylarda bu hastalıkların da oranı artıyor. Bunu ortadan kaldıracağız. Çünkü Bursa, dağıyla, ovasıyla, deniziyle, tarihiyle, kültürüyle, tarımıyla inanılmaz bir şehir. İnanılmaz potansiyeli olan bir şehir. Sorun planlamada. İşte bu planlamadaki sorunları biz çözeceğiz. Şimdiye kadar iyi bir planlama yapılmadı, yapamadılar. Hele şimdi hiç yapılamıyor. Artık Bursalıların buna dur demesi lazım. Artık iyi bir planlamayla bu kenti, depreme dayanıklı, ulaşımı kolay ve çeşitli, trafiği rahat, kültürü ve tarihi korunan, yaşanabilir, mutlu ve huzurlu bir kent oluşturmak mümkün. Ve bunu yapacağız. Bunları yapabilecek bilgi birikimi bizde mevcut. Şu an da zaten hazırlığını yapıyoruz. Metro sistemine bakıyoruz. Birbiriyle alakası olmayan, kopuk, saçma sapan bir sistem. Dünyanın hiçbir yerinde yok böyle bir şey. Bu tamamen günübirlik düşüncelerin oluşturduğu bir sistem. Bizim şehrin önümüzdeki 25,50 ve 100 yılını planlamamız lazım.

+Siz hem bugünü hem de geleceği birlikte planlayacağınızı söylüyorsunuz.

-Zaten kentler böyle planlanır. Kentler dinamiktir. Biz 25 yıl önce Bursa’nın 4 milyon olacağını biliyor muyduk? Hayır. Tahmin 1,6-1,7 milyon civarındaydı. Tahmini ikiye katladı.

+Çok mu göç aldık.

-Hem de nasıl. Bu riskleri planlama süreçlerinde ortaya koyamazsanız, yönetemezsiniz. Bu defa bazı konularda yenik düşersiniz. Örneğin işte kaçak yapılar. Devletin artık bu kaçak yapılar hakkında aşırı radikal bir yasayı meclisten geçirmesi gerekiyor. Çok net. Kaçak inşaat asla olmamalı, devlet iyi bir planlama örneği sunmalı ve bir an önce kentsel dönüşüme ağırlık verilmeli. Ben 1999’dan beri diyorum, bakanlarla toplantılarda dedim. Kentsel dönüşüm, bir nevi depremden kurtuluştur. Bu yapılanlar kentsel dönüşüm değil. Yapılan yapı stoğunun yenilenmesi. Yapıyı yeniliyorlar, yeni bir şey yapmıyorlar ki. Nasıl yenileniyor? Yoğunluk arttırılarak yenileniyor. Yani o binada önceden 50 kişi yaşıyorsa, şimdi 150 kişi yaşıyor. Yanlış, hem de çok yanlış. Kentsel dönüşümde bütüncül bir plan hazırlanır. Birkaç mahalle, hatta bir ilçe. Parça parça uygulamaya konur. Böylece kent dönüşür. Bu yapılırken, kentsel ihtiyaçların da karşılanması gerekiyor. Kentsel dönüşüm, çöküntü bölgeleri dediğimiz, kaçak yapıların yoğunlukta olduğu yerlerden başlar. Kentsel dönüşüm budur. Kenti dönüştürmek, yenilemek, kentlinin kentten tüm beklentilerini yerine getirerek olur. Okul, kreş, sosyal tesis, spor tesisi, park, yeşil alan, otopark… Bunların olduğu bir değişimden bahsediyorum. Önce bunların olduğu bir plan hazırlanacak, vatandaşın bilgisine sunulacak, sonra binalar yıkılacak. Onu da yoğunluğu arttırmamak üzere. Ya da %10-20 mertebesini geçmeyecek şekilde arttırarak, yeni binalar yapılacak. Her vatandaş binasının yenilenmesini ister. Ama bu konuda devletin de teşvik edici hamleler yapması gerekiyor. Bir, devlet vatandaşa düşük faizle, 20 yıl vadeli kredi verecek. İki, vatandaş o binayı birisine yaptırırsa, KDV muafiyeti getireceksin. Üç, vatandaş binayı müteahhite yaptırıyorsa, gelir vergisinden indirim yapacaksın. Bu üçünü yapın, inanın kentsel dönüşüm %500 artar. Kentlerimizde depremi bir sorun olarak görmeyiz. Vatandaş evinde huzurla, korkusuzca oturur. Bizim talebimiz buydu. Yapılan ne oldu? bir yerde 300 hane varsa, yapıldı 600 hane. Altlarına ticarethaneler yapıldı. Nüfus 2,5’a katlandı. Okul alanı konmadı. Yeşil alan konmadı. Sosyal tesis konmadı. Spor tesisi konmadı. Kreş konmadı. Yollar daraldı. Plansız yapıldığı için tüm bunlar oldu. Vatandaş oralarda oturmaya başlayınca mutsuz olacak. Binaların yenilenmesine rağmen mutsuz olacak. Çocuğunu göndereceği okul yok. Gidip nefes alacağı bir yeşil alan yok. Nasıl mutlu olsun bu vatandaş? Niçin insanlar kentte yaşıyor? Huzur ve güven ortamında, kentin olanaklarından faydalanabilmek için. Yoksa adam gider köyde yaşar. Kent olanaklarına ihtiyaç duymuyordur. O başka. Siz bu adam için yenilemiyorsunuz ki kenti. Ama temel felsefeyi değiştirmemiz gerekiyor. İnşallah 31 Mart 2024’te bu temel felsefeyi değiştireceğiz. Bunu yapmak için de katılımcı bir politika izlemeliyiz. Bu kentin birçok dinamiği var. Dünyada artık yönetim şekilleri değişti. Artık tek başına başkanın söylediği doğru değil. Doğru olsa da doğru değildir. Ama o işi bilenlerin ortak paydası doğrudur. Yönetimdeki anlayışımız bu olacak. Gençler kentten ne bekliyor? İş dünyası kentten ne bekliyor? İhtiyarlar kentten ne bekliyor? İşçiler kentten ne bekliyor? Memurlar kentten ne bekliyor? Bunların tümünün içerisinde olmadığı bir planlama asla başarılı olamaz. Kent yöneticileri de doğru iş yapmış sayılmaz. Bunu aşmamız lazım. Bunu aşabilmek için bunların farkında olan birinin yönetime gelmesi lazım. Biz Nilüfer’i 20 yıl böyle yönettik. Biz “O konuyla ilgilenen insanların ortak paydası doğru değerdir.” anlayışıyla 20 yıl Nilüfer’i yönettik. O yüzden Nilüfer örneği Türkiye’de çok önemli bir örnektir. Bunu Bursa’ya taşıyacağız. 2024’ü bekleyin. Bunu başaracağız. Göreceksiniz. Çünkü Bursa, bunu hak ediyor. Bursa, az önce de söyledik, çok potansiyelli, inanılmaz güzel bir şehir. Ama kaybettik. 30-40 yıl önce Bursa’ya gelip, bu aralıkta hiç gelmeyen kişilerin söyledikleri şu, “Eyvah, Bursa bitmiş!” insanların kafasında hep “Yeşil Bursa” imajıyla yer tutan bir şehirdi.

Gösterin bana Yeşil Bursa’yı!

Bir tek biz, Nilüfer’de yapmaya çalıştık. Yeşil Bursa denilen Bursa Ovası’nda yeşillik kalmadı. Size soruyorum şimdi. Yalova Yolu’ndan geliyorsunuz. Dönüp Bursa’ya baktığınızda ne görüyorsunuz? Önünüzde bir set var. Doğanbey. Onlar yapılmadan önce ne görüyorduk? Ulucamii’nin minarelerini görüyorduk. Ne yaptık biz? Niçin yaptık? Bursalılar çok iyi biliyor. Bursa’ya yapılan en büyük kötülüklerdendir. Biz Bursalıyız. Bursa’nın nasıl geliştiğini en iyi biz biliriz. Ben Özlüceliyim. Ben köyümden çıkarken, bugünkü İzmir Yolu’na çıktığında 150.000 nüfus tabelasını görmüş bir kişiyim. Bursa, adım adım büyüdü. Ama değerlerini kaybederek güya gelişti. Biz değerlerini koruyarak geliştirseydik, bugün dünyanın sayılı kentlerindendik. Ama yapacağız. Başaracağız. Sizin gibi gençlerle başaracağız hem de. Göreceksiniz, gençler yapacak.

+Tamamen farazi konuşuyorum. Diyelim ki siz, 2024’te Bursa Büyükşehir Belediye başkanı seçildiniz. Ancak belediye meclisinde çoğunluğu sağlayamadınız. Ne yapacağınıza dair planlarınız hazır mı?

-Tabii amacımız, elbette başkanlıkla beraber meclisi de kazanıp daha bilinçli, daha demokratik ve daha sağlıklı bir yönetim sergilemek. Biz muhalefeti de işin içine katmak istiyoruz. Ancak muhalefet, üzgünüm ki gördük bunu. Ben bir dönem o şekilde çalıştım Nilüfer’de. CHP düşük sayıdaydı. AK Parti yüksek sayıdaydı. Beraber çalıştık. O dönemde de aslında güzel işler yaptık. Ama ikna etmek lazım. Burada biz çoğunluğu alsak da yine muhalefeti işin içine katarak kararları almak isteriz. O arkadaşların da şehir için kendi görüşleri var. Kendi vizyonları var. Onlardan da faydalanarak, kente katkı sağlamayı hedefliyoruz. Sadece kendi grubumuza değil, muhalefetin önerilerine de önem vererek bu kenti güzelleştireceğiz. Kamu faydasını gözettiği ve olabilmesi mümkün olduğu takdirde, elbette her öneriyi dikkate alacağız. Diyelim ki, 2024’te biz mecliste düşük sayıda olduk, Cumhur İttifakı yüksek sayıda oldu. O zaman ne yapacağız? Önceden de bizim ortak çalışmalarımızın ürünleri var. Biz bu kent için varız. Bu kentin doğruları için ortak hareket etme mecburiyetimiz var. Kimsenin çıkarı yok. Bu kent kimseye ait olmayacak o zaman. Mustafa Bozbey’e de ait olmayacak. Ahmet’e de Mehmet’e de. Eğer kentte biz hep birlikte iyi hizmet üretirsek, hizmet süreçlerini iyi yürütürsek, kalıcı imzalar atarsak o dönemin adı anılır. Meclisiyle de, başkanıyla da, yöneticileriyle de. Ben öyle olacağını düşünmesem de, meclisi şayet kaybedersek, biz ortak bir konsensus sağlayarak, kentin doğrularında bir araya gelerek, son derece iyi başarılara imza atarız. Buna inanıyorum.

+Gençlik ve gençlerle alakalı projeleriniz neler?

-Biraz önce söyledim, gençlerle değiştireceğiz bu kenti. Gençlerin hem kente bakışı, hem siyasete bakışı, hem de dünyaya bakışı son derece önemli. Bizlerden de çok daha ileride. Onu görüyoruz. Onun için onlara yetişmeye çalışıyoruz. Şu an gençler dünyanın herhangi bir yeriyle çok rahatlıkla iletişim kurabiliyorlar. Sadece sosyal medya değil, çeşitli platformlarda, dünyanın her yeriyle konuşuyorlar. Herkes zannediyor ki “Gençler oturuyor bilgisayar başına, bütün gün oyun oynuyor.” O oyunu oynarken dünyanın birçok yeriyle iletişim kuruyorlar. Kişilerle hep canlı iletişimdeler, sosyalleşmekteler. Birçok konuyu da tartışıyorlar. Üstelik de dilleri de gelişiyor. Gençlerin birçoğunun yabancı dil konusunda hiç sıkıntı çekmediklerini görüyorum. Ve sevinçliyim, bize göre çok iyiler. Bu yüzden gençlerin kentten ne beklediği bizim için çok büyük önem arz ediyor. Gençlerin sokağında ne istediği bizim için çok önemli. Bunları da zaten gençlerle bir araya gelerek, onların taleplerini alarak, onları da işin içine katarak, katılımcılık anlayışımızla o hizmetlerin yapılmasını sağlamaya geliyoruz. Başka türlü başarılı olmamız mümkün değil. Çünkü gençler çok farklı bakıyorlar. Yani biz 60 derece bakıyorsak, onlar 180 derece bakıyorlar. Ha, bunu tersine de çevirirsen 360 derece ile her tarafı görmüş olursun. Dünyayı dolaşırsın, o da ayrı mesele. Hem gençlere dikkat edilmesi gerekiyor, hem de onların işin içine katılması gerekiyor. Bunları yapacağız. Önerilerini de dinlememiz gerekiyor. Biraz önce söyledim, sokaklarından ne bekliyorlar? Bu kentte, örneğin Uludağ’dan gençlerin beklentileri neler? Ya da denize açılan kapımız var. Bir sürü sahilimiz var ama kullanabiliyor muyuz? Yok. Gençler ne bekliyor? Bizim için çok önemli. Ulaşımdaki talepleri ne? Gitmek istediği yere gidebiliyor mu? Bunların hepsini bilmemiz lazım. Çünkü gençler, bizlerden çok daha ileride. Bunları da özgürce dile getirebilmek istiyor. Özgürlüklerine eğilimliler. O yüzden gençlerin ne söylediği dikkate alınmak zorunda. Biz de zaten onlarla birlikte çalışmayı hedefliyoruz. İşte o zaman, daha doğru projeler hayata geçmiş olur. Projeler yapılırken gençlerin fikirlerinin oraya yansıması, gençlerin o projeye sahip çıkmasını da sağlar. Korurlar da projeyi. “Bu bizim projemiz, biz buraya sahip çıkarız.” derler. Onları özgürleştirmek lazım. Onlar için kentin birçok yerine özgür alanlar yapmak lazım. Kültürel, sosyal, sportif tesisler gibi alanları da bollaştırmak lazım. Her gittiğim okulda keyifle söylediğim bir şey var. “Her gencin mutlaka bir enstrüman çalmasını isterim. Her gencin mutlaka bir sporla uğraşmasını isterim. Her gencin mutlaka bir de sanatla uğraşmasını isterim. Bu üçünü yapan genç, benim için örnek gençtir. Başarılı olmama ihtimali yok.” Bunu biliyorum. Bunu Nilüfer’de uyguladık. Gençler bunları yapsın diye alanlar açtık. Bursa’nın bütününde uygulama arzusundayız. Bakın o zaman Bursa’nın gençleri nasıl olacak. Kentin geleceğine imza atan gençler olur. Hedefimiz bu.

+Siz 31 Mart 2019 gecesi kazandığınızı iddia ettiniz. Bu yaptığınız insanlar sandıkları terk etmesin diye bilinçli olarak yaptığınız bir siyasi oyun muydu, yoksa size yanlış bilgi mi verildi? Size komplo kurulduğunu düşünüyor musunuz?

-Şimdi, 31 Mart’ı geçtik. Artık, kabul etmesek de, bir kabul yaşandı. Ama o geceye dönersek, bir defa ben bugün yine iddia edebilirim ki biz o gün sandıkta birinci çıktık. Sandığın içindeki oylarda birinciydik. Herkesle tartışabilirim. Keşke olanak olsa da, o oyları tekrardan saysak. Çok netim. Biz evrakta yenik düştük. Yani tutanakta yenik düştük. Anladınız ne demek istediğimi. Biz sandıkta, sayılırken dahi, öndeydik. Önde bitirdik biz. Ama tutanaklarda geri düşürüldük.

+Siz yeniden seçim ya da yeniden sayım için Yüksek Seçim Kurulu’na başvurdunuz mu?

-Başvurduk, itirazımız kabul olmadı. Bu seçimde hatalarımızı gördük. “Yahu, bu da olmaz.” dediklerimiz oldu. Tecrübe sahibi olduk. Şimdi, az önce gençler dediniz, gençlerden özel isteğimiz olacak. “Gelin, Bursa’yı hep beraber değiştirelim.” diyeceğiz. “Sandıklarda durun. Oyların çalınmasına engel olun.” diyeceğiz. Sandıklarla ilgili özel çalışma yapacağız. Bu defa öyle bir sorunla karşılaşmak istemiyoruz. Bir daha olmayacak. Garanti ediyorum. Artık tecrübe sahibiyiz. Sandıklara, evraklara ve tutanaklara hakim olma konusunda gerekli çalışmayı yapacağız. Herkesin oyu korunacak. Bu iş böyle tamamlanacak.

+Peki seçim zamanına yönelik, 31 Mart’tan hemen sonra, Cumhuriyet Halk Partisi lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Buket Aydın’ın “Koltuk Özel” programına çıktı. Bu programda “Saydığımız illerden yalnızca Bursa’yı kaybettik. Onda da Bursalıların suçu yok. Bizim parti örgütümüzle adayımız arasında bir sorun çıktı. O yüzden kaybettik.” dedi. Bu sorun neydi ve 2024’te olmaması için neler yapıyorsunuz?

-Tabii, o dönemde maalesef parti içinde yaşanan, bazı olumsuzluklar, seçimde sandıklarda görevli bazı sandık sorumlularının sandıklara sahip çıkmamasına sebep oldu. Doğru muydu? Hayır, kesinlikle yanlıştı. Bugün eğer bir parti teşkilatı, birini sandık sorumlusu olarak görevlendirmişse, o kişi o sandığın içindeki oylara namusu gözüyle bakıp sahip çıkmalı. Bu yaşandı mı? Maalesef, başka türlü yaşandı ve sandıklar boş bırakıldı. Zaten bunlar resmi kayıtlarda var. Hem partimizin hem de YSK’nin kayıtlarında bunlar mevcut. İkincisi, orada hukukla ilgili bazı sorunlar yaşandı. Ben özel avukatımı ancak devreye sokabildim. İl seçim kurulu, yapılan itirazı özel avukat yaptığı için kabul etmedi. Bunun gibi sorunlar oluştu. Önümüzdeki süreçte bunların hiçbiri yaşanmayacak. Zaten genel başkanımız, hatta rahatlıkla artık diyebiliriz ki 13. Cumhurbaşkanımızın kullandığı o ifadede bahsettiği sorunların hiçbiri önümüzdeki süreçte yaşanmayacak. El ele, kol kola, gönül gönüle koşturacağız. Başarıyı da böyle sağlayacağız.

+Hazır Sayın Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adaylığından bahsetmişken sizin ben şahsi fikrinizi merak ediyorum. İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener, masadan kalkıp iki gün sonra geri döndü. Sizce bu durum, masayı ve seçimleri ne yönde etkiler?

-Millet İttifakı’nı başlangıçta kuran iki parti var. CHP ve İYİ Parti. Ben şunu rahatlıkla söylüyorum ki, tarih Kemal Kılıçdaroğlu’nu inanılmaz derecede onurlu ifadelerle yazacaktır. Bir müddet sonra bunlar açığa çıkmaya başlar. Gerçekten de devlet adamı kimliğiyle siyasi kimliğini pekiştirerek, Türkiye’nin gidişatını görerek bir hamle yaptı. Bu hamle de milletimiz içindi. Ülkemizin geleceği içindi. Kendi geleceği için asla değil. Bu hamle de ilk önce Meral hanımla tasarlandı. Ardından 4 partiyi de ilave ederek 6’lı masayı kurdu. Öncüsü 13. Cumhurbaşkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Tabii ki farklı görüşlerin bulunduğu bir masa. Biraz önce ne dedik? Farklı görüşler olursa, oradan çıkan değer en doğru değerdir. 6’lı masa da böyle. Ortaklaştırılan değerler var. Bunlarda en doğruya ulaşmaya çalışıyorlar. Doğrusu da budur. Ben farklı düşünebilirim. Siz de farklı düşünebilirsiniz. Ama ortak paydalarımız var. Bunlar doğrulara dönüşüyor. Amaç da budur.

Neticede, o gün öyle bir olay yaşanmıştır. Olabilir. Belki orada mutabık kalındı, sonra parti içinde farklı değerlendirildi. Çünkü her biri ayrı bir parti. Hepsi farklı değerlendirebilirler. Sonuca bakarsanız, ne dedi Genel Başkanımız? “Taşlar yerine oturacak.” Ne oldu? Taşlar yerine oturdu. Yani burada, masanın kazananı, kaybedeninden öte, bugün masa dimdik ayakta. Ülkenin sorunlarını bilen ve tüm sorunlarına da çözüm üreten bir masa olarak devam ediyor. O yüzden, inanıyorum ki, 14 Mayıs’ta Millet İttifakı büyük de bir oy farkıyla hükümet olacaktır. Ve yolu şaşmış olan, virajda devrilmek üzere olan bu güzel ülke; bir refaha erişmiş, bir düzlüğe çıkmış olacak.

Kolay olmayacak, ekonomi, iç-dış politika, deprem gibi ülkenin o kadar büyük sorunları var ki. Ama bunları 6’lı masa ve iki tane de yanında gerçekten nitelikli, yerel hizmetlerde öncü olmuş İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye başkanlarımızla, ülkenin sorunlarının kısa süre içinde çözüldüğünü ve kabuk değiştirerek olumlu yönde ilerleyişini hep beraber yaşayıp göreceğiz. Buna gönülden inanıyorum. Çünkü Türkiye hepimiz için değerli. Biz bu ülkenin evlatlarıyız. Kendi kararlarımızı kendimiz vererek, kararlarımızı da örf, anane, geleneklerimize göre şekillendirip uygulayarak, Türkiye’yi dünyaya nefes aldırabilecek niteliğe getireceğiz. Hem ekonomik anlamda güçlü olacağız, hem de özgürlüklerin olduğu, insan haklarının olduğu, demokrasinin olduğu, herkesin sabahları birbirine günaydın dediği, farklı renkten, farklı dinden, farklı kültürden olmasına rağmen kucaklaştığı bir ülke olacağız. Buna gönülden inanıyorum. 15 Mayıs sabahı ülkemize, farklı bir güneş doğacak.

+O zaman ben son sorumla devam ediyorum. Biliyorsunuz yakın zamanda, Bursaspor-Amedspor karşılaşması sırasında, bazı olaylar meydana geldi. Bu olaylar sonrasında bazı CHP’li milletvekilleri ve CHP Genel Başkan Danışmanı Sayın Orhan Sarıbal ile Bursaspor taraftarı arasında bir gerginlik yaşandı. Siz maç sırası ve sonrasında yaşanan olaylarla ilgili ne düşünüyorsunuz?

-Orhan Sarıbal, partimizin bir milletvekili, ayrıca Genel Başkanımızın da danışmanı. Önceki dönemde de Genel Başkan yardımcısıydı. Evet, ben de duydum. Aslında ben o dönem deprem bölgesindeydim. Bazı Tweet’leri buraya geldikten sonra gösterdiler. Ama ben Bursasporluyum. Bursa’da doğmuş, Bursa’da büyümüş, iş yaşamı boyunca burada olmuş, ailesi burada olan bir insanım. Bursasporluyum. Ben eski statta, çocukken paramız olmazdı, karton satardım. Kırk merdivenlere çıkar, maçı oradan seyrederdim. Maçın son 15 dakikası stada girer, sattığım kartonları toplar, 15 gün sonra tekrar satardım. Bursasporluyum. Öyle yetiştim. Maçlarına giderdim. Şampiyonluğu, belediye başkanı olarak yaşamış biriyim. Onun için bizim Bursaspor sevdamız bitmez, bitemez. Ancak, yapılanlara baktığımızda yapılanları tasvip etmek mümkün değil. Hem Diyarbakır’da, hem burada. O yüzden bu büyük camianın da itidalli davranması gerekiyor. Kesinlikle bu verilen cezaya da katılmıyorum. Doğru da değil, onu da söyleyeyim. Bugün ilçe belediyesi olarak Bursaspor’a en çok katkı sağlayan kurum biziz. Nilüfer Belediyesi’dir. Bizim zamanımızdaki belediyedir. Bunları hiç dillendirmedik biz. Dillendirmeye de gerek görmedik çünkü biz Bursasporluyuz. Sahip çıkmak zorundayız. Onun için itidalli olmak lazım. Verilen cezayı asla kabul edemem. Doğru değil. Bu konuda da Bursaspor’a hepimizin sahip çıkması lazım.

Bursaspor şu anda iyi değil. Yüreğimiz kanıyor. Şimdi düşünün, benim gençlik yıllarımdaki Tezcan’lar dan falan, siz bilmezsiniz onları, biz biliriz. Onlarla yan yana durabilmek, imza almak falan meseleydi yani. Şimdi, bugüne baktığımızda Bursaspor’un çeşitli nedenlerle, iyi yönetilememesinin karşılığında bu hale geldiğini görüyoruz. Üzüntümüz sonsuz. Bursa kendine gelip, bir sıçramanın içine girmesi lazım. Ama şu anki mevcudiyetinde nasıl olur bilemeyiz. Biz Bursalının da, Bursasporlunun da hep yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz. Çünkü o, bizim birleştirici gücümüz. Çünkü Bursaspor, Bursa’nın ana markasıdır. Gelin, Bursa’da doğan ya da doyan herkes birleşelim. Bursaspor’u ait olduğu yerlere çıkaralım. Bunu yapabiliriz. Tek yolu var, yöneticilere güven, şeffaflıkla yönetil. Şeffaflığın getirdiği tüm sonuçlar olumludur. Ticarette de, sosyal hayatta da, her alanda bu böyledir. Şeffaf olmazsanız, hesap verebilir durumda olmazsanız, doğru hesap vermezseniz, aşağı doğru tökezler gidersiniz. Sizi kimse tutamaz. Bursaspor, netice itibariyle, bildiğim kadarıyla, bu şekilde bu hale gelmiştir. Yeri kabul edilebilecek bir yer değildir. Bizim bugün Süper Lig’de ilk 5’te olmamız gerekirken, bu halde olmamız çok acı verici. Bu Bursaspor için bir zorunluluktur. Bunu yapabilecek kapasitede de bir takımdır. Tek gereken, yönetimde ehil insanlar ve hesap verebilen, şeffaf bir yönetim anlayışıdır. Bu kentte başarılı insan çok var. Bu takımı bir yerlere götürecek insanlar var. Onun için “Güven, Güven, Güven”, “Şeffaflık, Şeffaflık, Şeffaflık”, “Hesap Verebilirlik, Hesap Verebilirlik, Hesap Verebilirlik”. Bursaspor’un sorunu budur.

+Çok teşekkür ederiz. Sorularımız bu kadardı. Efendim bir Kuşaktan Kuşağa’nın daha sonuna geldik. Okuduğunuz için çok teşekkür ederiz. Biz verelim kıssayı, Bursa’yı dert edinenler alsın hisseyi…

 

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.