Kuşaktan Kuşağa programımızın yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Bugünkü konuğum eski Bursa Büyükşehir Belediye başkanı ve AK Parti yerel yönetimlerden sorumlu başkan yardımcısı Sayın Recep Altepe. Efendim siz de tekrardan hoş geldiniz. Bizi kırmadığınız için teşekkür ederiz.
-Ben teşekkür ederim. İyi yayınlar.
Teşekkür ederim. Hızlıca ilk sorumla başlamak istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın, partinin kuruluşundan beri yanında olan dava arkadaşlarına 2024 yerel seçimlerinden sonra MKYK’da ve partinin kritik noktalarında yeniden görev vermesi hakkında neler düşünüyorsunuz?
-Öncelikle, tabii iktidar bir sorumluluk işi. Şehirleri, ülkeleri yönetmek belirli bir sorumluluk ve birikim gerektiriyor. Siyasi anlamda yetişmiş, güvenli, işi layığıyla yapabilecek idealist ve inançlı kadrolarla iş yapmayı gerektiriyor ve bu da şu an AK Parti’de var. Bu nitelikte başka kadro da yok. Bu yüzden iktidara talip olabilecek başka parti de yok. Açıkça söyleyeyim, iktidara hazır olan bir başka parti yok Türkiye’de.
Sayın Cumhurbaşkanımız da tıpkı bizim gibi ortaokul-lise çağlarından beri siyasetin içinde. Bizler de aynı şekilde yetiştik. Lise çağlarımızın başında Milli Türk Talebe Birliği’nden başlayarak tüm faaliyetlerin içinde bulunduk. Sonrasında Cumhurbaşkanımız İstanbul’da, ben ise Ankara’da MSP-Akıncılar teşkilatlarında görev yaptık 1970’li yılların sonlarında. Siyasette kadro, böyle bir birikim ve altyapıyla geliyor. Devamında halkımız bu kadroları gördü ve önce Refah ve Fazilet partilerinin içinde. Bu kadroların yeni bir oluşum içine girmesi halinde de iktidara yürüyebileceğinin ışığı daha o günlerde görüldü.
Yenilikçi hareket başladığında ben de Bursa sorumlusuydum. Hem Büyükşehir belediye meclisi üyesi hem de Fazilet Partisi genel merkez müfettişiydim. Cumhurbaşkanımız da İBB başkanlığı yapmıştı, hapse girip çıkmıştı. Sonrasında halkın da istikbal gördüğü bu kadrolar yenilik hareketini başlatınca karşılığını elbette aldık ve ilk seçimde de iktidara geldik. 1 yıllık bir parti tek başına iktidar oldu. 23 yıldan fazladır da iktidarda.
Bu iktidar döneminde de 23 yılda bu bahsettiğimiz kadrolar çalıştıkları alanda uzmanlaştılar. Herkes bildiği görevi yaptı. Ben 5 dönem Büyükşehir görevi yaptım. 2 dönem mecliste muhalefetteydim, 1 dönem Osmangazi belediye başkanıydım, 2 dönem de Büyükşehir belediye başkanlığı yaptım. Diğer arkadaşlarımız da diğer kurumlarda görev yaptılar. Bu insanların kenarda tutulması zaten doğru değil. Bunların mutlaka ülke yönetimine bir katkı sağlaması lazım. AK Parti bugün 600 belediyesi olan bir parti. Biz şu an ne yapıyoruz? Bu belediyeleri tek tek geziyoruz.
Deneyimlerimizi, belediyeciliği anlatıyoruz; dertlerine derman olmaya çalışıyoruz. Madem bu kadar çalışıp ömrümüzü siyasete verdik, 55 senedir bu işi yapıyoruz, artık bunu değerlendirmemiz lazım. Partinin de bunu değerlendirmesi lazım, hatta daha da ileri taşıması lazım.
AK Parti’nin elinde önemli yerlerde üst düzey görev yapmış yüzlerce kişi var. Türkiye’nin bu kişilerin tecrübelerinden faydalanılmasına ihtiyacı var. Sayın Cumhurbaşkanımız da bunu gerçekleştiriyor. Bunun daha da ileri gitmesi gerektiğini düşünüyorum çünkü ülkemizin liyakatli, tecrübeli insanlara ihtiyacı var. Bakın biz Bursa Büyükşehir’de 5 dönem görev yaptık. 1 defa bile kavga olmadı, hep biz girdik araya. Tartışan kim olursa olsun hep araya biz girdik. Niye biz de kavganın bir parçası olmadık?
Çünkü biz bu işi bir ibadet olarak yapıyoruz. Bizim için Bursa’ya hizmet var. Türkiye’ye hizmet var. Niye kavga edelim ki? Türkiye’nin hedefleri, menfaatleri belli değil mi? Bunlardan dolayı biz hep denge unsuru olduk. Böylece hiçbir siyasi partiyle de bir sorunumuz olmadı. Herkes istediğini söyler. Bunun delili de nedir? İlk defa ve sadece Bursa’da 3 eski belediye başkanı geldi meclise ve benim yanımda oturdular. Ekrem Barışık, Erdem Saker, Erdoğan Bilenser. Meclis toplantılarını beraber yapıyorduk.
Bu da birikimlerimizin sonucu. Bu konuda birçok örnekler de veririz ama uzun lafın kısası Türkiye’nin buna ihtiyacı var. Ülkemizin Bursa’nın yaklaşımına da ihtiyacı var. Bursa’da bunlar yapıldı. Lüzumsuz kavgalara gerek yok. Bu vatan bizim, bunun kıymetini bilmek lazım. İnşallah devletin kıymetini bilen insanlarla, devletimiz büyümeye, gelişmeye, kalkınmaya daha da hızlı şekilde devam eder. 20’den fazla ülkede bizzat askerimiz var. Bir o kadar daha ülkeye bugün silah satıyoruz. Her geçen gün bunlar artıyor. Türkiye durduğu yerde büyüyor. O yüzden akıllı, toplumu toparlayıp yön gösterebilecek insanlara ihtiyaç var.
Yeni görev alanınızla ilgili bir soru sorayım. 2024 yerel seçimlerinde AK Parti’den başka partilere geçen belediyeler oldu. Bu belediyeler geçirdiğimiz 2 yıllık periyotta hem hizmet noktasında hem de yönetim konusunda yoğun sıkıntılar yaşıyorlar. Üstüne üstlük hizmet üretmekte sıkıntı yaşayan bu belediyeler, borç içinde adeta yüzüyorlar. Bu durum sizce nasıl değerlendirilmeli?
Ben Büyükşehir belediye başkanlığı yapmadan önce 3 dönem belediye meclisinde görev yaparken bir şey istendiğinde, sorulduğunda başkanlar hep aynı şeyi söylerlerdi. Ne sorulsa, “Para yok!” derlerdi. Burada Bursa tarihi anlatıp isim de vermeyelim ama hep duyduk başkanların bu konu üzerinden kendi partilileriyle tartıştığını. Bunlara sorsan hep para yok! Benden önce de hep aynı şeyler yaşandı. Ben bu meclis üyeliğim sırasında kendi kendime bunu düstur edindim. Ben para yok demeyeceğim ve herkesin işini çözmeye uğraşacağım diye. Kendi kendime hep “Başkanların bu dediklerini protesto ediyorum.” dedim. Niye para olmasın? Bu şehrin birçok imkanı var. Bakın ben çarşıda çarşı kültürüyle yetiştim. Bursa kültür anlamında bambaşka bir şehir. Bu şehrin kültüründe “Yok deme, yok olursun.” diye bir düstur var.
Ben de kendi dönemimde bu düstura dayanarak çalıştım. Örneğin Sadi Kurtulan bana geliyordu, kule restoran istiyorum diyordu. Tamam, yapalım ama İnşallah imkanımız olduğunda yapalım. Şimdi imkanımız yok diye rafa kaldırmayalım. Projeyi hazırlayalım, ihale aşamasına kadar getirelim, ilk imkanımız olduğunda da ihaleye çıkaralım. Hepsi bir şekilde yürüdü, oldu.
Demek ki niyetlenince oluyor. Bir de “para yok” deniyor ama Bursa’da 60.000 tane şirket sahibi iş adamı var. Bu şehrin aslında taşı toprağı altın. Uludağ’ı var, denizi var, sahili var, tarihi var. Her şey var burada. Bunlarla birçok ortak proje yapılır. Biz bunca yıl hiç para sıkıntısı çekmedik, sponsor sıkıntısı da çekmedik. Ben belediyeyi bıraktığımda 13 tane aktif devam eden, 3 tane de imzalar dahil hazır bekleyen okul inşaatımız vardı. Harput Holding 3 tane okul yapıyordu. Rahmetli Erhan Nasyalçın, Demirtaşpaşa’daki okulu yapıyordu.
Herkes de bu projeler bitsin, bir bu kadar daha yapacağız diyordu. Bursa’nın bütün okullarını ben hiç belediye kasasından para çıkartmadan yeniliyordum. Eğitim çok önemli değil mi? Ben Milli Eğitim Bakanı mıydım? Bizden sonraki başkanlar dediler ki “O işlere MEB baksın.” Biz onu demedik. Gençlik ve Spor Bakanlığı gelsin statları, sahaları yapsın da demedik. Tarım Bakanlığı köylere gölet yapsın da demedik. Emniyet’e arabaları, KOM binasını İçişleri Bakanlığı yapsın demedik.
Çünkü bunların hepsi Bursa’yla ilgili. Bursa’nın güvenliği, eğitimi gibi konuların hepsi bizi ilgilendiren konular. Yahu bunlar Bursa’da iş yapmaya ortak bulamıyorlar. Balkanlar’da yaptık bir sürü iş. Hepsi sponsorlarlaydı ve hepsinde kendileri geldiler. Ben çok tanımama rağmen rahmetli Şarık Tara’ya bir telefon ettim. Bir telefonumla Üsküp’te 7 tane binayı yıkıp bir kültür merkezi yaptı ve gidip gördükten sonra da “Çok iyi bir amaçla, çok iyi yere para harcanmış. Bu bölgeyi bundan sonra ben yapacağım.” dedi. Demek ki iyi yönetici parayı da sponsoru da buluyor. Yeter ki niyet olsun, çalışma olsun. Bu işte ahenk olması lazım. İnsana kıymet vermek lazım, fazla kibir yapmamak lazım. Rahmetli Erhan Nasyalçın derdi ki “Ya başkanım, ben şaşırıyorum. Sen vakit buldukça gelip benim çayımı içiyorsun.” Niye gelmeyeceğim ki?
Sen benim şehrimin okullarını yeniliyorsun. Önceden o okullara insanlar öğrenci vermiyorlardı. Şimdi o okullara öğrenci sokmak için insanlar sırada bekliyor. Elmasbahçeler okuluna kimse çocuğunu yollamıyordu, şimdi Oktay Yılmaz’ın çocuğu bile orada okuyor.
Daha sırada İbn-i Sina vardı, Şerif Artış vardı. Daha bir sürü okul vardı. Hepsinin projesini yaptık, bütün eski okulları yeniliyorduk. Bütün semtlere spor salonları yapılıyordu. Köylere yapmaya başladık en son. Bütün tarihi eserler restore edildi. E biz nasıl bulduk parayı? Bizden öncekiler de hep yok yok dediler, bizden sonra da yok devam ediyor. İş yapana para gelir. İnşallah bu işlerin de devamı gelir.
Az önce kendiniz de bahsettiniz, Bursa’da 1 dönem ilçe, 2 dönem Büyükşehir belediye başkanlığı yaptınız. 2 yıldır da Bursa’da farklı bir partide bir yönetim var ama aslen siz 9 yıldır yönetimden uzaksınız. Başta son 2 yıl olmak üzere sizin görevinizin bitiminden bu yana nerelerde yönetimsel hatalar görüyorsunuz, hizmetler nerede eksik kalıyor?
-Bursa’da da, Türkiye’de de en büyük sıkıntı, insan kıymetinin bilinmemesi. Ben göreve geldiğimde özel kalem müdürünü bile değiştirmedim. 2004’te Hilmi Şensoy’dan aldığım kadronun büyük kısmıyla devam ettim. 2009’da Büyükşehir’e geldim, İbrahim Taylan özel kalem müdürüydü.
Benden önceki 4 başkan da onunla çalışmıştı, ben de devam ettirmek istedim. 1 haftanın sonunda yorgunluktan kendi görevi bırakmak istedi. Ben de “Madem yoruldun, yan odaya geç.” dedim. Muhtarlardan sorumlu müdür yaptım. Gelen gidenle senelerdir o ilgileniyordu, herkesi tanıyordu. Parti 1,5 yıl sonra “Muhtarlardan sorumlu şube müdürü atayın.” dedi Büyükşehir belediyelerine, ben ilk haftamda atamıştım. Yetişmiş elemanlar gitmek istese bile salmak istemedim. 65 yaşını dolduran müdürlerimizi bile salmadım, göreve devam etmeleri için ikna ettim. Çünkü bu adamlar kendilerini yetiştirmiş, en az 25-30 yıldır bu mevzuat altında çalışmış, hizmet üretmiş, proje üretmiş, uluslararası fuarlara katılmış, dünya çapında toplantılar yönetmiş.
Hala bu kadar maaşla da çalışmaya devam ediyor. Böyle adamın kıymetini bilmeyip de ne yapacağız? Böyle adamı el üstünde tutmak lazım. Bunlar “bu senin adamın, bu benim adamım” diye önüne geleni değiştirmeye kalkıyor. Bakanlıklarda da oluyor bu. Yönetimin altında çalışan adamın siyasi görüşünün ne önemi var? İşini iyi yaptığı zaman zaten AK Parti’ye çalışıyor. Ben Makine Mühendisleri Odası’nda her 2 senede bir seçime giriyorum. Oradaki rakibim, Eren Kural, benim daire başkanım. Ben onu neden değiştireyim ki? Hem de benim en iyi ihale yapan daire başkanlarımdandı.
Ben ondan memnunum, görevimin sonuna kadar da işine devam etti, hala da görüşüyoruz. Bana doğru iş yapan adam lazım. Onun sağcı mı, solcu mu olduğu neyi değiştirir? Zaten adam bana ve dolayısıyla AK Parti’ye çalışıyor. Şayet bunu kötüye kullanıyorsa orası başka ama işini doğru yapıyorsa partisine bakmam ben. Sıkıntı oluşturmayan kimseyi de görevden almadım. En önemli mesele insan. Bakın doğru kadrolar varsa, doğru proje çıkıyor ve o projeye de herkes yardım ediyor. Mesela adam İstanbul’dan arıyor ve diyor ki “Başkanım Gazi Baba, Üsküp’ün merkez ilçesi ancak ne yazık ki Üsküp’ün merkez ilçesine adını veren bu zatın bir türbesi yok. Sizin de bu türbeyi yapma projeniz varmış. Orayı ben yaptıracağım.” Tamam, sen yaptır dedik biz de.
Proje güzel olunca sponsoru kendi geliyor projeye. Erhan Nasyalçın kendi mahallesine okul yaptırdığı için heyecanlanıyor, keza Salih Şeremet de öyle. Bu insanlar kendileri geldiler. Yani, doğru işler yapılırsa bu işler destekleniyor. Bu şehirde, bu ülkede para var. Bırakın burayı, yurtdışına da birçok yere yatırım yaptık. İzin alabilsek biz Batum’daki camileri de yapacaktık.
Fazla izin vermediler ancak köylerdekileri tamir ettirebildik. Her yere uzandık. Birçok yerden destek de aldık, sponsor da bulduk. İş yaptıkça da işler yürüdü, bereketlendi. Hiç mi fon kullanmadık, tabii ki kullandık ama çoğunluğunu sponsorlardan aldık. Restorasyon gerektiği zaman genelde fon kullandık. Velhasıl, başta da dediğimiz gibi, bu projeleri hazırlayabilecek liyakati insanların çalışması, kızağa çekilmemesi gerekiyor.
Mesela, bizim bitirmek üzere olduğumuz bir proje vardı. Belki %80’ini bitirmiştik. Çok az bir fiyat artışıyla arkadaşlar bu projeyi bitirecek diye bekliyoruz. Sonrasında yeni gelen yönetim bütün kadroyu değiştirince bu fiyatlar müthiş arttı. E böyle olunca, okulu yapan hayırsever de yapmayı bırakınca kalanlar o normalin çok üstünde rakamlarla belediye bütçesinden tamamlandı. Hayırseverlerin yapacağı işi de belediye kendi bütçesinden bu rakamlarla yaparsa elbette para yetmez. Bugün de kasada para yok diyorsunuz. E madem öyle neden indirim yapıyorsunuz?
Biz giderken Kestel’den Görükle’ye metro 2,5 liraydı. Zaten bu hesaplar işletme masrafına göre yapılıyor, kar etmek için yapılmıyor ki. Yatırımı karşılasın diye de bakılmaz raylı sistemde. Amortisman diye bir şey yok. İlave hat, ilave vagon yaparsan onların masrafını da oraya yükleyemezsin kendi bütçenden yapacaksın onları. Şimdi bir de suya indirim yaptılar. İndirim yapılınca yine seni sıkıntıya sokuyor. Madem paranız yoksa, popülizmi niye yapıyorsunuz? Para bittiyse sen de buna katkı koydun. Parası olmayan ne yapar? Zam yapar. Sen hem param yok diyorsun hem de indirim yapayım diyorsun. Bu popülizmdir.
Zammı niye yapacaksın?
Yatırım yapabilmek, vatandaşa hizmet götürebilmek için. Bir de şu var, biz herkesin işini çözmeye çalışıyorduk. Herkese diyorduk ki “Sen projeni getir, dua et, projesini hazırlayalım, ihaleye kadar da bir şekil parasını bulmaya çalışalım.” Herkes de dua ediyordu bize. “İnşallah parası olsun hemen de bizim ilçemizin işleri, tesisleri yapılsın.” diye. Hepsi de şükürler olsun yapıldı. Bu bir yaklaşım meselesi. Bu insanların değerini bilmek lazım. At sahibine göre kişner.
Kendiniz de söylediniz bu mecliste 2 dönem muhalefette görev yaptınız. Şimdi de mecliste çoğunluk olmasına rağmen farklı partili bir belediye başkanı olduğu için muhalefette olan bir Cumhur İttifakı görüyoruz. Sizin bakış açınıza göre yeterli muhalefet yapılabiliyor mu? Bu muhalefet, bu yönetimi doğru yola ve vatandaşa doğru hizmete yönlendirecek şekilde yapılabiliyor mu?
-İş muhalefette değil ki, iş iktidarda. Yolları, metroyu, kentsel dönüşümü kim yapacak? Muhalefet yapmayacak ki. İktidar yapacak. Muhalefet yapılması gerekeni söylüyor ama başkanın yapmaya niyeti yoksa bir şey yapamıyorsun ki. Ben de söyledim zamanında. Meclis ne yapabilir?
Seçimi bekliyor başkan gitsin diye. Bizden önce hep ne oldu Bursa’da? Her seçimde başkan değişti. Hep seçimi bekledi millet bunu da gönderelim diye. 2 defa seçilen ilk biz olduk. Herhalde 3. defa da seçilirdik. Ama bizden önce seçilmediyse bunun da bir sebebi var. Az önce de dediğimiz gibi iş doğru yapılırsa ve halk da bunu görürse, halk o başkanı bırakmaz. Belediyede iktidarın performansı önemli. Başkan zayıf çıkarsa sen istediğin kadar konuş muhalefette. E şimdi de konuşuluyor.
Bugün de konuşuluyor mecliste ama sonuç olarak başkanın yaptıkları şehre yansıyor. Başkana 3-4 meclis toplantısında “bunu yapamadın, şunu yanlış yaptın” dedikten sonra düzelmiyorsa da artık bu seçim gelsin de bu başkan gitsin diye bakıyorsun. Halk da böyle düşünüyor. Artık o konuşulmuyor bir daha nasıl olsa seçim geldiğinde gidecek diye. Bursa’da hep seçimler geldiğinde başkanlar gitti. Bizim halkımız o konuda çok doğru fatura kesiyor.
Herkese verilmesi gereken mesajı veriyor. Oyuyla her şeyi gösteriyor. Bilimsel bir çalışma yapsan o kadar isabetli seçim sonucu çıkaramayabilirsin. O kadar net veriyor mesajını sandıkta. Onun dışında insanlar çok karışmıyorlar. Doğrusunu da yapıyorlar aslında. Türk halkı yönetilmesi çok zor bir halk değil çünkü devletine ve ona hizmet sağlamak için uğraşan insanlara saygısı olan bir halk. Bu bizim için büyük bir avantaj. İnsanımız seçime kadar olanları sinesine çekiyor ve olması gerektiği gibi sandıkta cevabını veriyor.
Yazın Bursa çok önemli bir problemle, susuzlukla mücadele etti. Hala önümüzdeki dönemde bir su sıkıntısı öngörülüyor. Bursalılara net bir şekilde cevap vermeliyiz. Sizin döneminizde çekilmeyen su sıkıntısı bu yönetimin döneminde neden yaşandı? Bu tartışmalar niye bitmiyor? Sorumluluk kime ait?
-Su sorunu herkese ait. Tüm dünyada var bu sorun. Bunun geleceği görünüyordu. Nasıl perşembenin geleceği çarşambadan belli oluyorsa bu su sorununun da geleceği ortadaydı, biliniyordu. Suyun da günden güne azaldığı, yağışların azaldığı belliydi. Tedbirleri almazsanız, gereken yatırımı yapmazsanız olacağı budur. Suya Yüzde 25 indirim yaptılar göreve geldiklerinde. Nereden yaptın o indirimi? Faturanın yüzde48’i BUSKİ’nin yatırım bütçesine gidiyordu. Bu indirimle aşağı yukarı BUSKİ’nin yatırım bütçesinin yüzde55’ini yok ettiler popülizm uğruna. Bunlar konuşulduğunda BUSKİ genel müdürü açıklama yaptı “Şu kadar süregelen yatırımımız var, şu kadar borcumuz var.” diye. Vatandaş, su faturama yüzde 25 indirim yap, sana oy vereceğim mi dedi sanki? Yok öyle bir şey. Vatandaş hizmete bakıyor. Sağlıklı su her musluğa her zaman yetişiyorsa vatandaşı memnun edersin. Özellikle su konusu ihmale mahal verilmeyecek bir konu.
Çok sıkışıksanız yağmur suyu ve kanalizasyon konularını biraz geciktirebilirsiniz ama içme suyunu bekletemezsiniz de. İndirim yapacağınıza o parayla boruları alsaydınız vatandaş da mağdur olmazdı. Sorumluluk bu bakımdan tedbir almayan herkeste var.
O zaman son sorumu soruyorum müsaadenizle. Her hafta AK Parti grup toplantılarında birkaç belediye başkanının AK Parti’ye katıldığını görüyoruz. Bu parti değiştirme kararları neden alınıyor ve Bursa’dan, Karacabey ve Yenişehir’in ardından, AK Parti’ye katılan başka belediyeler de görecek miyiz?
-Sadece belediye başkanları değil, meclis üyeleri de parti değiştiriyor. Bugün İstanbul’da belediye meclis üyeleri, görevlerinde 1,5 yılı daha yeni tamamlamışken partilerinden istifa ediyorlar ve mecliste AK Partililere oy veriyorlar. Ben partinin İstanbul ve Trakya sorumlusu olarak şunu söyleyebilirim ki, vatandaş tepki gösteriyor meclis üyelerine. Ben meclis üyesiyken de benim arkama her türlü Bursalı gelirdi.
Herkesin problemlerini de çözmeye uğraşırdık. Bizim dediğimiz şeyleri de başkanlar çoğunlukla yerine getirmeye çalışırlardı. 10 yıl boyunca da itiraz ettiğim hiçbir konuyu meclisten geçirmediler. Kimseyle de en ufak bir para muhabbeti yapmadık. İstanbul’a bakıyorsunuz, daha 1 yıllık belediye başkanının dünya kadar olayı var. Meclis üyeleri de haliyle diyor ki “Biz eş, dost, akrabamızdan bu adam için oy istedik. 1 yılda bizi rezil etti.” İstifa edecek daha çok insan var. Partinin, çevrenin, mahallenin baskısından korkuya istifa edemiyorlar.
Partinin içinde de huzur yok. Kongre yapıldı, neler yaşandığı belli. Doğal olarak parti içi sıkıntılar da çıktı. İnsanlar da bakıyorlar ki iktidar partisinde böyle bir kavga yok, hizmet anlayışı var. Bir de iktidar partisinin elinde hükümet var, bakanlıklarla iletişim daha kolay olabilir, hizmet daha kolay gelebilir. Böyle düşününce mantıklı olanı yapıyor aslında insanlar. Geçmek isteyen daha çok belediye var her yerden. Her başvuran da kabul edilmiyor tabii ki. Ama sırada bekleyen çok belediye var yani.
Bu bölümlük bizden bu kadar. Öncelikle içtenlik ve dürüstlükle sorularımızı cevapladığı ve bizi kırmadığı için Sayın Recep Altepe’ye, sonrasında da tüm okurlarımıza çok teşekkür ederiz. Her yazımızda olduğu gibi yine tekrar edelim. Biz verelim kıssayı, Bursalı hemşehrilerimiz alsın hisseyi efendim…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Kerem Çelebi
Kuşaktan kuşağa-Recep Altepe
Kuşaktan Kuşağa programımızın yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Bugünkü konuğum eski Bursa Büyükşehir Belediye başkanı ve AK Parti yerel yönetimlerden sorumlu başkan yardımcısı Sayın Recep Altepe. Efendim siz de tekrardan hoş geldiniz. Bizi kırmadığınız için teşekkür ederiz.
-Ben teşekkür ederim. İyi yayınlar.
Teşekkür ederim. Hızlıca ilk sorumla başlamak istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın, partinin kuruluşundan beri yanında olan dava arkadaşlarına 2024 yerel seçimlerinden sonra MKYK’da ve partinin kritik noktalarında yeniden görev vermesi hakkında neler düşünüyorsunuz?
-Öncelikle, tabii iktidar bir sorumluluk işi. Şehirleri, ülkeleri yönetmek belirli bir sorumluluk ve birikim gerektiriyor. Siyasi anlamda yetişmiş, güvenli, işi layığıyla yapabilecek idealist ve inançlı kadrolarla iş yapmayı gerektiriyor ve bu da şu an AK Parti’de var. Bu nitelikte başka kadro da yok. Bu yüzden iktidara talip olabilecek başka parti de yok. Açıkça söyleyeyim, iktidara hazır olan bir başka parti yok Türkiye’de.
Sayın Cumhurbaşkanımız da tıpkı bizim gibi ortaokul-lise çağlarından beri siyasetin içinde. Bizler de aynı şekilde yetiştik. Lise çağlarımızın başında Milli Türk Talebe Birliği’nden başlayarak tüm faaliyetlerin içinde bulunduk. Sonrasında Cumhurbaşkanımız İstanbul’da, ben ise Ankara’da MSP-Akıncılar teşkilatlarında görev yaptık 1970’li yılların sonlarında. Siyasette kadro, böyle bir birikim ve altyapıyla geliyor. Devamında halkımız bu kadroları gördü ve önce Refah ve Fazilet partilerinin içinde. Bu kadroların yeni bir oluşum içine girmesi halinde de iktidara yürüyebileceğinin ışığı daha o günlerde görüldü.
Yenilikçi hareket başladığında ben de Bursa sorumlusuydum. Hem Büyükşehir belediye meclisi üyesi hem de Fazilet Partisi genel merkez müfettişiydim. Cumhurbaşkanımız da İBB başkanlığı yapmıştı, hapse girip çıkmıştı. Sonrasında halkın da istikbal gördüğü bu kadrolar yenilik hareketini başlatınca karşılığını elbette aldık ve ilk seçimde de iktidara geldik. 1 yıllık bir parti tek başına iktidar oldu. 23 yıldan fazladır da iktidarda.
Bu iktidar döneminde de 23 yılda bu bahsettiğimiz kadrolar çalıştıkları alanda uzmanlaştılar. Herkes bildiği görevi yaptı. Ben 5 dönem Büyükşehir görevi yaptım. 2 dönem mecliste muhalefetteydim, 1 dönem Osmangazi belediye başkanıydım, 2 dönem de Büyükşehir belediye başkanlığı yaptım. Diğer arkadaşlarımız da diğer kurumlarda görev yaptılar. Bu insanların kenarda tutulması zaten doğru değil. Bunların mutlaka ülke yönetimine bir katkı sağlaması lazım. AK Parti bugün 600 belediyesi olan bir parti. Biz şu an ne yapıyoruz? Bu belediyeleri tek tek geziyoruz.
Deneyimlerimizi, belediyeciliği anlatıyoruz; dertlerine derman olmaya çalışıyoruz. Madem bu kadar çalışıp ömrümüzü siyasete verdik, 55 senedir bu işi yapıyoruz, artık bunu değerlendirmemiz lazım. Partinin de bunu değerlendirmesi lazım, hatta daha da ileri taşıması lazım.
AK Parti’nin elinde önemli yerlerde üst düzey görev yapmış yüzlerce kişi var. Türkiye’nin bu kişilerin tecrübelerinden faydalanılmasına ihtiyacı var. Sayın Cumhurbaşkanımız da bunu gerçekleştiriyor. Bunun daha da ileri gitmesi gerektiğini düşünüyorum çünkü ülkemizin liyakatli, tecrübeli insanlara ihtiyacı var. Bakın biz Bursa Büyükşehir’de 5 dönem görev yaptık. 1 defa bile kavga olmadı, hep biz girdik araya. Tartışan kim olursa olsun hep araya biz girdik. Niye biz de kavganın bir parçası olmadık?
Çünkü biz bu işi bir ibadet olarak yapıyoruz. Bizim için Bursa’ya hizmet var. Türkiye’ye hizmet var. Niye kavga edelim ki? Türkiye’nin hedefleri, menfaatleri belli değil mi? Bunlardan dolayı biz hep denge unsuru olduk. Böylece hiçbir siyasi partiyle de bir sorunumuz olmadı. Herkes istediğini söyler. Bunun delili de nedir? İlk defa ve sadece Bursa’da 3 eski belediye başkanı geldi meclise ve benim yanımda oturdular. Ekrem Barışık, Erdem Saker, Erdoğan Bilenser. Meclis toplantılarını beraber yapıyorduk.
Bu da birikimlerimizin sonucu. Bu konuda birçok örnekler de veririz ama uzun lafın kısası Türkiye’nin buna ihtiyacı var. Ülkemizin Bursa’nın yaklaşımına da ihtiyacı var. Bursa’da bunlar yapıldı. Lüzumsuz kavgalara gerek yok. Bu vatan bizim, bunun kıymetini bilmek lazım. İnşallah devletin kıymetini bilen insanlarla, devletimiz büyümeye, gelişmeye, kalkınmaya daha da hızlı şekilde devam eder. 20’den fazla ülkede bizzat askerimiz var. Bir o kadar daha ülkeye bugün silah satıyoruz. Her geçen gün bunlar artıyor. Türkiye durduğu yerde büyüyor. O yüzden akıllı, toplumu toparlayıp yön gösterebilecek insanlara ihtiyaç var.
Yeni görev alanınızla ilgili bir soru sorayım. 2024 yerel seçimlerinde AK Parti’den başka partilere geçen belediyeler oldu. Bu belediyeler geçirdiğimiz 2 yıllık periyotta hem hizmet noktasında hem de yönetim konusunda yoğun sıkıntılar yaşıyorlar. Üstüne üstlük hizmet üretmekte sıkıntı yaşayan bu belediyeler, borç içinde adeta yüzüyorlar. Bu durum sizce nasıl değerlendirilmeli?
Ben Büyükşehir belediye başkanlığı yapmadan önce 3 dönem belediye meclisinde görev yaparken bir şey istendiğinde, sorulduğunda başkanlar hep aynı şeyi söylerlerdi. Ne sorulsa, “Para yok!” derlerdi. Burada Bursa tarihi anlatıp isim de vermeyelim ama hep duyduk başkanların bu konu üzerinden kendi partilileriyle tartıştığını. Bunlara sorsan hep para yok! Benden önce de hep aynı şeyler yaşandı. Ben bu meclis üyeliğim sırasında kendi kendime bunu düstur edindim. Ben para yok demeyeceğim ve herkesin işini çözmeye uğraşacağım diye. Kendi kendime hep “Başkanların bu dediklerini protesto ediyorum.” dedim. Niye para olmasın? Bu şehrin birçok imkanı var. Bakın ben çarşıda çarşı kültürüyle yetiştim. Bursa kültür anlamında bambaşka bir şehir. Bu şehrin kültüründe “Yok deme, yok olursun.” diye bir düstur var.
Ben de kendi dönemimde bu düstura dayanarak çalıştım. Örneğin Sadi Kurtulan bana geliyordu, kule restoran istiyorum diyordu. Tamam, yapalım ama İnşallah imkanımız olduğunda yapalım. Şimdi imkanımız yok diye rafa kaldırmayalım. Projeyi hazırlayalım, ihale aşamasına kadar getirelim, ilk imkanımız olduğunda da ihaleye çıkaralım. Hepsi bir şekilde yürüdü, oldu.
Demek ki niyetlenince oluyor. Bir de “para yok” deniyor ama Bursa’da 60.000 tane şirket sahibi iş adamı var. Bu şehrin aslında taşı toprağı altın. Uludağ’ı var, denizi var, sahili var, tarihi var. Her şey var burada. Bunlarla birçok ortak proje yapılır. Biz bunca yıl hiç para sıkıntısı çekmedik, sponsor sıkıntısı da çekmedik. Ben belediyeyi bıraktığımda 13 tane aktif devam eden, 3 tane de imzalar dahil hazır bekleyen okul inşaatımız vardı. Harput Holding 3 tane okul yapıyordu. Rahmetli Erhan Nasyalçın, Demirtaşpaşa’daki okulu yapıyordu.
Herkes de bu projeler bitsin, bir bu kadar daha yapacağız diyordu. Bursa’nın bütün okullarını ben hiç belediye kasasından para çıkartmadan yeniliyordum. Eğitim çok önemli değil mi? Ben Milli Eğitim Bakanı mıydım? Bizden sonraki başkanlar dediler ki “O işlere MEB baksın.” Biz onu demedik. Gençlik ve Spor Bakanlığı gelsin statları, sahaları yapsın da demedik. Tarım Bakanlığı köylere gölet yapsın da demedik. Emniyet’e arabaları, KOM binasını İçişleri Bakanlığı yapsın demedik.
Çünkü bunların hepsi Bursa’yla ilgili. Bursa’nın güvenliği, eğitimi gibi konuların hepsi bizi ilgilendiren konular. Yahu bunlar Bursa’da iş yapmaya ortak bulamıyorlar. Balkanlar’da yaptık bir sürü iş. Hepsi sponsorlarlaydı ve hepsinde kendileri geldiler. Ben çok tanımama rağmen rahmetli Şarık Tara’ya bir telefon ettim. Bir telefonumla Üsküp’te 7 tane binayı yıkıp bir kültür merkezi yaptı ve gidip gördükten sonra da “Çok iyi bir amaçla, çok iyi yere para harcanmış. Bu bölgeyi bundan sonra ben yapacağım.” dedi. Demek ki iyi yönetici parayı da sponsoru da buluyor. Yeter ki niyet olsun, çalışma olsun. Bu işte ahenk olması lazım. İnsana kıymet vermek lazım, fazla kibir yapmamak lazım. Rahmetli Erhan Nasyalçın derdi ki “Ya başkanım, ben şaşırıyorum. Sen vakit buldukça gelip benim çayımı içiyorsun.” Niye gelmeyeceğim ki?
Sen benim şehrimin okullarını yeniliyorsun. Önceden o okullara insanlar öğrenci vermiyorlardı. Şimdi o okullara öğrenci sokmak için insanlar sırada bekliyor. Elmasbahçeler okuluna kimse çocuğunu yollamıyordu, şimdi Oktay Yılmaz’ın çocuğu bile orada okuyor.
Daha sırada İbn-i Sina vardı, Şerif Artış vardı. Daha bir sürü okul vardı. Hepsinin projesini yaptık, bütün eski okulları yeniliyorduk. Bütün semtlere spor salonları yapılıyordu. Köylere yapmaya başladık en son. Bütün tarihi eserler restore edildi. E biz nasıl bulduk parayı? Bizden öncekiler de hep yok yok dediler, bizden sonra da yok devam ediyor. İş yapana para gelir. İnşallah bu işlerin de devamı gelir.
Az önce kendiniz de bahsettiniz, Bursa’da 1 dönem ilçe, 2 dönem Büyükşehir belediye başkanlığı yaptınız. 2 yıldır da Bursa’da farklı bir partide bir yönetim var ama aslen siz 9 yıldır yönetimden uzaksınız. Başta son 2 yıl olmak üzere sizin görevinizin bitiminden bu yana nerelerde yönetimsel hatalar görüyorsunuz, hizmetler nerede eksik kalıyor?
-Bursa’da da, Türkiye’de de en büyük sıkıntı, insan kıymetinin bilinmemesi. Ben göreve geldiğimde özel kalem müdürünü bile değiştirmedim. 2004’te Hilmi Şensoy’dan aldığım kadronun büyük kısmıyla devam ettim. 2009’da Büyükşehir’e geldim, İbrahim Taylan özel kalem müdürüydü.
Benden önceki 4 başkan da onunla çalışmıştı, ben de devam ettirmek istedim. 1 haftanın sonunda yorgunluktan kendi görevi bırakmak istedi. Ben de “Madem yoruldun, yan odaya geç.” dedim. Muhtarlardan sorumlu müdür yaptım. Gelen gidenle senelerdir o ilgileniyordu, herkesi tanıyordu. Parti 1,5 yıl sonra “Muhtarlardan sorumlu şube müdürü atayın.” dedi Büyükşehir belediyelerine, ben ilk haftamda atamıştım. Yetişmiş elemanlar gitmek istese bile salmak istemedim. 65 yaşını dolduran müdürlerimizi bile salmadım, göreve devam etmeleri için ikna ettim. Çünkü bu adamlar kendilerini yetiştirmiş, en az 25-30 yıldır bu mevzuat altında çalışmış, hizmet üretmiş, proje üretmiş, uluslararası fuarlara katılmış, dünya çapında toplantılar yönetmiş.
Hala bu kadar maaşla da çalışmaya devam ediyor. Böyle adamın kıymetini bilmeyip de ne yapacağız? Böyle adamı el üstünde tutmak lazım. Bunlar “bu senin adamın, bu benim adamım” diye önüne geleni değiştirmeye kalkıyor. Bakanlıklarda da oluyor bu. Yönetimin altında çalışan adamın siyasi görüşünün ne önemi var? İşini iyi yaptığı zaman zaten AK Parti’ye çalışıyor. Ben Makine Mühendisleri Odası’nda her 2 senede bir seçime giriyorum. Oradaki rakibim, Eren Kural, benim daire başkanım. Ben onu neden değiştireyim ki? Hem de benim en iyi ihale yapan daire başkanlarımdandı.
Ben ondan memnunum, görevimin sonuna kadar da işine devam etti, hala da görüşüyoruz. Bana doğru iş yapan adam lazım. Onun sağcı mı, solcu mu olduğu neyi değiştirir? Zaten adam bana ve dolayısıyla AK Parti’ye çalışıyor. Şayet bunu kötüye kullanıyorsa orası başka ama işini doğru yapıyorsa partisine bakmam ben. Sıkıntı oluşturmayan kimseyi de görevden almadım. En önemli mesele insan. Bakın doğru kadrolar varsa, doğru proje çıkıyor ve o projeye de herkes yardım ediyor. Mesela adam İstanbul’dan arıyor ve diyor ki “Başkanım Gazi Baba, Üsküp’ün merkez ilçesi ancak ne yazık ki Üsküp’ün merkez ilçesine adını veren bu zatın bir türbesi yok. Sizin de bu türbeyi yapma projeniz varmış. Orayı ben yaptıracağım.” Tamam, sen yaptır dedik biz de.
Proje güzel olunca sponsoru kendi geliyor projeye. Erhan Nasyalçın kendi mahallesine okul yaptırdığı için heyecanlanıyor, keza Salih Şeremet de öyle. Bu insanlar kendileri geldiler. Yani, doğru işler yapılırsa bu işler destekleniyor. Bu şehirde, bu ülkede para var. Bırakın burayı, yurtdışına da birçok yere yatırım yaptık. İzin alabilsek biz Batum’daki camileri de yapacaktık.
Fazla izin vermediler ancak köylerdekileri tamir ettirebildik. Her yere uzandık. Birçok yerden destek de aldık, sponsor da bulduk. İş yaptıkça da işler yürüdü, bereketlendi. Hiç mi fon kullanmadık, tabii ki kullandık ama çoğunluğunu sponsorlardan aldık. Restorasyon gerektiği zaman genelde fon kullandık. Velhasıl, başta da dediğimiz gibi, bu projeleri hazırlayabilecek liyakati insanların çalışması, kızağa çekilmemesi gerekiyor.
Mesela, bizim bitirmek üzere olduğumuz bir proje vardı. Belki %80’ini bitirmiştik. Çok az bir fiyat artışıyla arkadaşlar bu projeyi bitirecek diye bekliyoruz. Sonrasında yeni gelen yönetim bütün kadroyu değiştirince bu fiyatlar müthiş arttı. E böyle olunca, okulu yapan hayırsever de yapmayı bırakınca kalanlar o normalin çok üstünde rakamlarla belediye bütçesinden tamamlandı. Hayırseverlerin yapacağı işi de belediye kendi bütçesinden bu rakamlarla yaparsa elbette para yetmez. Bugün de kasada para yok diyorsunuz. E madem öyle neden indirim yapıyorsunuz?
Biz giderken Kestel’den Görükle’ye metro 2,5 liraydı. Zaten bu hesaplar işletme masrafına göre yapılıyor, kar etmek için yapılmıyor ki. Yatırımı karşılasın diye de bakılmaz raylı sistemde. Amortisman diye bir şey yok. İlave hat, ilave vagon yaparsan onların masrafını da oraya yükleyemezsin kendi bütçenden yapacaksın onları. Şimdi bir de suya indirim yaptılar. İndirim yapılınca yine seni sıkıntıya sokuyor. Madem paranız yoksa, popülizmi niye yapıyorsunuz? Para bittiyse sen de buna katkı koydun. Parası olmayan ne yapar? Zam yapar. Sen hem param yok diyorsun hem de indirim yapayım diyorsun. Bu popülizmdir.
Zammı niye yapacaksın?
Yatırım yapabilmek, vatandaşa hizmet götürebilmek için. Bir de şu var, biz herkesin işini çözmeye çalışıyorduk. Herkese diyorduk ki “Sen projeni getir, dua et, projesini hazırlayalım, ihaleye kadar da bir şekil parasını bulmaya çalışalım.” Herkes de dua ediyordu bize. “İnşallah parası olsun hemen de bizim ilçemizin işleri, tesisleri yapılsın.” diye. Hepsi de şükürler olsun yapıldı. Bu bir yaklaşım meselesi. Bu insanların değerini bilmek lazım. At sahibine göre kişner.
Kendiniz de söylediniz bu mecliste 2 dönem muhalefette görev yaptınız. Şimdi de mecliste çoğunluk olmasına rağmen farklı partili bir belediye başkanı olduğu için muhalefette olan bir Cumhur İttifakı görüyoruz. Sizin bakış açınıza göre yeterli muhalefet yapılabiliyor mu? Bu muhalefet, bu yönetimi doğru yola ve vatandaşa doğru hizmete yönlendirecek şekilde yapılabiliyor mu?
-İş muhalefette değil ki, iş iktidarda. Yolları, metroyu, kentsel dönüşümü kim yapacak? Muhalefet yapmayacak ki. İktidar yapacak. Muhalefet yapılması gerekeni söylüyor ama başkanın yapmaya niyeti yoksa bir şey yapamıyorsun ki. Ben de söyledim zamanında. Meclis ne yapabilir?
Seçimi bekliyor başkan gitsin diye. Bizden önce hep ne oldu Bursa’da? Her seçimde başkan değişti. Hep seçimi bekledi millet bunu da gönderelim diye. 2 defa seçilen ilk biz olduk. Herhalde 3. defa da seçilirdik. Ama bizden önce seçilmediyse bunun da bir sebebi var. Az önce de dediğimiz gibi iş doğru yapılırsa ve halk da bunu görürse, halk o başkanı bırakmaz. Belediyede iktidarın performansı önemli. Başkan zayıf çıkarsa sen istediğin kadar konuş muhalefette. E şimdi de konuşuluyor.
Bugün de konuşuluyor mecliste ama sonuç olarak başkanın yaptıkları şehre yansıyor. Başkana 3-4 meclis toplantısında “bunu yapamadın, şunu yanlış yaptın” dedikten sonra düzelmiyorsa da artık bu seçim gelsin de bu başkan gitsin diye bakıyorsun. Halk da böyle düşünüyor. Artık o konuşulmuyor bir daha nasıl olsa seçim geldiğinde gidecek diye. Bursa’da hep seçimler geldiğinde başkanlar gitti. Bizim halkımız o konuda çok doğru fatura kesiyor.
Herkese verilmesi gereken mesajı veriyor. Oyuyla her şeyi gösteriyor. Bilimsel bir çalışma yapsan o kadar isabetli seçim sonucu çıkaramayabilirsin. O kadar net veriyor mesajını sandıkta. Onun dışında insanlar çok karışmıyorlar. Doğrusunu da yapıyorlar aslında. Türk halkı yönetilmesi çok zor bir halk değil çünkü devletine ve ona hizmet sağlamak için uğraşan insanlara saygısı olan bir halk. Bu bizim için büyük bir avantaj. İnsanımız seçime kadar olanları sinesine çekiyor ve olması gerektiği gibi sandıkta cevabını veriyor.
Yazın Bursa çok önemli bir problemle, susuzlukla mücadele etti. Hala önümüzdeki dönemde bir su sıkıntısı öngörülüyor. Bursalılara net bir şekilde cevap vermeliyiz. Sizin döneminizde çekilmeyen su sıkıntısı bu yönetimin döneminde neden yaşandı? Bu tartışmalar niye bitmiyor? Sorumluluk kime ait?
-Su sorunu herkese ait. Tüm dünyada var bu sorun. Bunun geleceği görünüyordu. Nasıl perşembenin geleceği çarşambadan belli oluyorsa bu su sorununun da geleceği ortadaydı, biliniyordu. Suyun da günden güne azaldığı, yağışların azaldığı belliydi. Tedbirleri almazsanız, gereken yatırımı yapmazsanız olacağı budur. Suya Yüzde 25 indirim yaptılar göreve geldiklerinde. Nereden yaptın o indirimi? Faturanın yüzde48’i BUSKİ’nin yatırım bütçesine gidiyordu. Bu indirimle aşağı yukarı BUSKİ’nin yatırım bütçesinin yüzde55’ini yok ettiler popülizm uğruna. Bunlar konuşulduğunda BUSKİ genel müdürü açıklama yaptı “Şu kadar süregelen yatırımımız var, şu kadar borcumuz var.” diye. Vatandaş, su faturama yüzde 25 indirim yap, sana oy vereceğim mi dedi sanki? Yok öyle bir şey. Vatandaş hizmete bakıyor. Sağlıklı su her musluğa her zaman yetişiyorsa vatandaşı memnun edersin. Özellikle su konusu ihmale mahal verilmeyecek bir konu.
Çok sıkışıksanız yağmur suyu ve kanalizasyon konularını biraz geciktirebilirsiniz ama içme suyunu bekletemezsiniz de. İndirim yapacağınıza o parayla boruları alsaydınız vatandaş da mağdur olmazdı. Sorumluluk bu bakımdan tedbir almayan herkeste var.
O zaman son sorumu soruyorum müsaadenizle. Her hafta AK Parti grup toplantılarında birkaç belediye başkanının AK Parti’ye katıldığını görüyoruz. Bu parti değiştirme kararları neden alınıyor ve Bursa’dan, Karacabey ve Yenişehir’in ardından, AK Parti’ye katılan başka belediyeler de görecek miyiz?
-Sadece belediye başkanları değil, meclis üyeleri de parti değiştiriyor. Bugün İstanbul’da belediye meclis üyeleri, görevlerinde 1,5 yılı daha yeni tamamlamışken partilerinden istifa ediyorlar ve mecliste AK Partililere oy veriyorlar. Ben partinin İstanbul ve Trakya sorumlusu olarak şunu söyleyebilirim ki, vatandaş tepki gösteriyor meclis üyelerine. Ben meclis üyesiyken de benim arkama her türlü Bursalı gelirdi.
Herkesin problemlerini de çözmeye uğraşırdık. Bizim dediğimiz şeyleri de başkanlar çoğunlukla yerine getirmeye çalışırlardı. 10 yıl boyunca da itiraz ettiğim hiçbir konuyu meclisten geçirmediler. Kimseyle de en ufak bir para muhabbeti yapmadık. İstanbul’a bakıyorsunuz, daha 1 yıllık belediye başkanının dünya kadar olayı var. Meclis üyeleri de haliyle diyor ki “Biz eş, dost, akrabamızdan bu adam için oy istedik. 1 yılda bizi rezil etti.” İstifa edecek daha çok insan var. Partinin, çevrenin, mahallenin baskısından korkuya istifa edemiyorlar.
Partinin içinde de huzur yok. Kongre yapıldı, neler yaşandığı belli. Doğal olarak parti içi sıkıntılar da çıktı. İnsanlar da bakıyorlar ki iktidar partisinde böyle bir kavga yok, hizmet anlayışı var. Bir de iktidar partisinin elinde hükümet var, bakanlıklarla iletişim daha kolay olabilir, hizmet daha kolay gelebilir. Böyle düşününce mantıklı olanı yapıyor aslında insanlar. Geçmek isteyen daha çok belediye var her yerden. Her başvuran da kabul edilmiyor tabii ki. Ama sırada bekleyen çok belediye var yani.
Bu bölümlük bizden bu kadar. Öncelikle içtenlik ve dürüstlükle sorularımızı cevapladığı ve bizi kırmadığı için Sayın Recep Altepe’ye, sonrasında da tüm okurlarımıza çok teşekkür ederiz. Her yazımızda olduğu gibi yine tekrar edelim. Biz verelim kıssayı, Bursalı hemşehrilerimiz alsın hisseyi efendim…